Susmanın Sevabı

Susmanın Sevabı

Dilin afetleri çok ve kendini bunlardan korumak zor olduğu için, elden geldiği kadar susmak en iyi çaredir. O halde insan, zaruret miktarından fazla konuşmamalıdır. Dediler ki (abdallar), yani yüksek derecedeki veliler, konuşması, yemesi ve uyuması zaruret miktarında olan kimselerdir.

Allahu Teala ve tekaddes hazretleri buyurmuştur:

- "Doğru söylemek, hayırla buyurmak, ve insanların arasını bulmak hariç konuşmada hayır yoktur." Nisa 114

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

- "Karın, ferç ve dilini koruyan kimsenin her şeyi korunmuştur"

Ömer radıyallahü anh buyurdu ki:

- Ebubekir' i gördüm, dilini parmağıyla tutmuş çekiyordu.

- Ey resülullahın halifesi! bunu ne için yapıyorsun, diye sordum.

- Bu beni ne işlere düşürmüştür, dedi.

Haberde geldi ki: Uhud harbi günü bir genç şehit oldu. Onu buldukları zaman açlıktan karnına taş bağlamış olduğunu gördüler. Annesi yüzündeki toz ve toprakları silip; "Cennet sana mübarek olsun" dedi.

Resülullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:

- Nereden biliyorsun? Belki işine yaramayan bir işe bahillik etmişti. Yahut kendisine faydası olmayan bir söz söylemişti. Demek istiyorum ki hesabı ondan sorulur. Sizin sözünüzün manası ise elem ve hesap görmez demektir.

Resulü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular:

- Fazla sözü sonraya bırakana, fazla malı verene, yani kesenin bağını çözüp, dilinin ucuna bağlayana saadetler olsun.

Yine buyurdular:

- İnsan için uzun dilli olmaktan daha kötü bir şey yoktur."

Yine buyurdular:

- Konuşurken muhalefet etmeyen ve hasımlık yapmayan ve batıl söz söylemeyen kimse için Cennette bir saray yaparlar. Haklı iken susarsa Cennet-i alada ona bir saray yaparlar.

Malik ibn Enes Radıyallahü anh'den:

- Cedel, dinden değildir ve din büyüklerinin hepsi bunu yasaklamışlardır. Fakat konuştukları bid'at sahibi bir kimse ise inat, husumet ve uzatma olmaksızın, Kur'an-ı Kerim ve hadisi şerifler ile ona anlatmışlardır. Fayda vermeyince kendi haline bırakmışlardır. (Kimya-yı saadetten.)

Az konuşmak hakkındaki Hace-i kainat efendimiz hazretlerinin Ashab-ı Ki-ram hazeratının, meşayihi zevil ihtiram hazeratının sözlerinden ancak bazılarını aşağıda dercediyoruz;

Eşrefi mahlukat sallalahu aleyhi ve sellem buyurur;

- Cenab-ı Hakkın ziyade sevdiği amel, lisanı mâlâyaniden ve yasaklardan muhafaza etmektir.

- Sadakanın efdali, haram olan sözlerden lisanı muhafaza etmektir.

- Sükut, güzel ahlakın başıdır, seyyididir.

- Mâlâyaniden sükut eden, dünya ve ahiret tehlikelerinden kurtuldu.

- Lüzumsuz şeylerden sükut, ibadetlerin başıdır.

- Sükutu tefekkür, bakışı ibret ve defterinde çok istiğfar bulunan kimse iflah oldu. Suküta devam edende, zikrullah hali tecelli eder, bu suretle, hem de hataya düşmekten, yalandan, dedikodudan, söz taşımaktan, riyakarlıktan, nefsini övmekten, gıybetten, malayaniden kurtulduğu gibi, tefekküre gönlünde yol açılmış olur.

- Bir kimseye dünyada zühd ve az konuşma verildiğini gördüğünüzde ona yakın olunuz. Zira o kimse hikmete ulaşmıştır.

- Sükut hikmettir ve yapanı da azdır. Malayani şeylerde çok konuşanın hatası çok olur.

- İnsan oğlunun hatalarının çoğu dilindendir.

- Kıyamet gününde günahı en çok olan kimse, manasız sözü çok olandır.

Fahri kainat sallallahu aleyhi ve sellem devam ediyor;

- Fuzuli, lüzumsuz sözlerden kaçınmak kişinin ahlakinin güzel oluşundandır.

- Diline hakim olan, evi kendisine geniş gelen ve kusurlarına gözyaşı döken kimseye ne mutlu.

- Akıllı insana yaraşan, geçim hususlarının, ahireti ilgilendiren hallerin ve ailevi meselelerin dışında konuşmamaktır.

Muaz ibni Cebel radıyallahu anh'dan;

- Ya Resülullah! Bana nasihat et. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem;

- Diline sahip ol!

Muaz radıyallahu anh tekrar sordu.

- Ya Resülullah! Bana nasihat et. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem;

- Anan seni kaybetsin ya Muaz! İnsanların yüz üstü Cehenneme düşmelerine sebep dillerinden başkası değildir, İsa aleyhisselamın şöyle dediği rivayet edilir;

- Allah'ın zikri dışında çok konuşmayınız ki kalbiniz kararmasın.

Ömer radıyallahu anh buyurur:

- Sükut insanın, en nefis elbisesidir.

- Çok gülenin heybeti azalır. Çok konuşan çok yanılır hataya düşer, böyle kimsenin hayası azalır.

Ali kerremallahü vecheh hazretleri buyurur.

- Kişi dili altında saklıdır, konuşturunuz, kıymetinden neler kaybettiğini anlarsınız. Sahabeden birisi der ki:

- Kalbinde kasavet, bedeninde bir gevşeklik, rızkında bir kıtlık görürsen bil ki sen mutlaka lüzumsuz, fuzuli şeyler konuşmuşundur.

Fudayl bin İyad kuddise sirruh buyurur:

- Bizzat halinden bahsedenin sözü az olur. (Sözü amelinden sayan az konuşur.) Zira böyle birisi sadece kendisine faideli olan şeyleri söyler. Ulu ve yüce Allah'tan korkanın dili lalolur.

Hasan Basri kuddise sirruh buyurur:

- Gönül ehli olanlar, sürekli susmayı itiyad edenlerdir.

Söz lisana sirayet etmedikçe konuşmazlar.

Zünnün Mısr'i kuddise sirruha

- Kendini en ziyade koruyan kimdir? dediklerinde

- Dilini muhafaza eden demiştir.

Süleyman Darani kuddise sirruh buyurur.

- Marifet sözden çok, sükuta yakındır.

Ebu Osman Nuri kuddise sirruh buyurur.

- Bu yolda esas aldığımız şey, sükut edip Allah Tealanın ilmi ile iktifa etmektir.

Ebu Hazım Mekki kuddise sirruh buyurur:

- İnsan ayağının bastığı yerden çok diline dikkat etmeli.

Büyüklerden birisi demiş ki:

- Söz gümüş ise sükut altındır. Hayırlı söz keramettir. Sükut ise selamettir. Konuşma insanın terazisidir, fazlası ziyandır, azı vakardır. Az konuşan kınanmaz. Üstelik itibarı çok olur. Dilini tutan bütün kötülüklerden korunur.

Süka oğlu Muhammed kuddise sirruh buyurur:

- Ey kardeşimin oğlu! Sizden önceki Müslümanlar, fuzuli sözden hoşlanmazlardı. Allah'ın kitabı Kur'an okumanın, iyiliği emredip, kötülükten sakındırmanın, mutlaka günlük zaruri olan konuşmaların haricinde her sözü lüzumsuz ve fuzuli addederlerdi.

Lokman Hekim şöyle der.

- Sükut gerçekten bir hikmet imiş, yazık ki onun yapanı azdır.

Muhammed B. Vasi kuddîse sirruha

- Allah'ı tanıdın mı? Onun hakkında marifetin var mı? diye sordular. Bir müddet basını önüne eğdi ve cevaben;

- Onu tanıyan kimsenin sözü az, tefekkürü devamlı olur. dedi.

Ehli hikmetten birisi şunları söyler:

- Sükutta yedi bin hayır vardır. Bu yedi bin hayrın tamamı yedi cümle ile ifade edilmiştir. Her cümlede bin hayır vardır.

1. Cümle; sükut, zahmetsiz, meşakkatsiz bir ibadettir.

2. Cümle; sükut mücevhersiz bir zinettir.

3. Cümle; sükut kuvvetsiz, kudretsiz, hakimiyetsiz bir heybettir.

4. Cümle; sükut sursuz bir kaledir.

5. Cümle; sükut hiç kimseden özür dilemeğe muhtaç olmamaktır.

6. Cümle; sükut kiramen katibin meleklerinin rahatıdır.

7. Cümle; sükut kusurlarla, ayıpların birer örtüşüdür.

Denir ki:

Sükut alimin süsü, cahilin örtüşüdür.

Yunus Emre hazretlerinin şu sözleri meşhurdur.

Az söz erin yüküdür, çok söz hayvanın yüküdür

Bilene bu söz yeter sende cevher var ise.

Gene Resulü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem

buyurur:

- Açları doyur, susayanlara su ver, iyiliği emret, kötülüklerden sakındır. Bunlara gücün yetmezse hayır olmayan sözlerden dilini çek.

- Kişinin kalbi doğru olmadıkça, imanı doğru olmaz, dili doğru olmadıkça kalbi doğru olmaz. Tavus kuddise sirruh;

- Dilim yırtıcı bir hayvandır. Serbest bırakırsam beni parçalar, buyurmuşlardır.

Suküta devam edende, zikrullah hali tecelli eder, bu suretle, hem de hataya düşmekten, yalandan, dedikodudan, söz taşımaktan, riyakarlıktan, nefsini övmekten, gıybetten, mâlâyaniden kurtulduğu gibi, tefekküre gönlünde yol açılmış olur.

Abdullah bin Selamın Cennetlik olduğunu, resulü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem, tebşir edince Ashabı Kiram radıyallahu anhüm, kendisine sebebini sorduklarında Abdullah bin Selam radıyallahu anh:

- Boş söz konuşmam ve kimseye karşı kötülük düşünmem buyurmuşlardı.

Muhterem Üztaz Mahmud Samî kuddise sirruh hazretlerinin zaruret olmazsa saatlerce konuşmadığı olurdu. Bu sessizlik hallerinde daimi olarak zikir ve murakabe ile meşgul olurlardı. Allahü alem bu dalışları Ebubekir Sıddık, ashabı güzin ve kibarı ehlullah hazeratının tefekkürlerinden idi. Zira yanlarında bulunanlar, huzurlarında ayni hali yaşarlar, ayrılınca da devam ettiremezlerdi.

Bilhassa taht-ı terbiyesinde bulundurdukları, saliklerin yerli yersiz konuşmalarını hiç istemezlerdi.

Hadimlerinden birisi der ki:

- İntisabımın ilk günlerinde üstaz hazretlerine sık sualler sormak suretiyle bazı noksanlıklarımı öğrenmek ve bu suretle telafi etmek niyetinde idim. Fakirin bu halini beğenmeyen muhterem efendimizin kaşları çatıldı. Sima-i alilerinde büyük bir neş'esizlik zuhur etti. Böyle manasız suallerin bir salik için yersiz olduğunu ima ettiler. Hatamı anladım. Bundan sonra böyle sualler sormaktan ise edebi muhafaza etmenin lüzumunu anladım. Cenabı Hakk'ın lütfü ilahisi olarak huzurlarında uzun seneler kaldı isem de en zaruri sözler hariç, bu müddet zarfında kendilerinden bir sual sormak cür'etini bulamadım. Takriben 20 , 22 sene geçmişti. Bir gün cesarete gelip;

- Efendim, hayli zamandan beri huzurunuzda bulunmaktayım. Buna rağmen herhangi bir şey sormağa cesaret edemedim. Halbuki bir çok kimseler sizinle hayli görüşmeler yapıyorlar. Ve fazlası ile istifade ediyorlar. Acaba fakirin hali ne haldedir? dedim.

Cevaben buyurdular ki:

"Teslim ehli için sorgu ve suale lüzum yoktur. Bu, Abdülkadir Geylani hazretlerinin sözlerindendir."

Hicaz ve Anadolu yolculuklarında, günler ve haftalar geçerdi de fem-i saadetlerinden, ancak en zarurî söylenmesi icab eden sekiz on kelime çıkardı, sohbetlerde ki kalb ve gönül bahisleri müstesna. O zaman icabında büyük bir zevk içinde saatlerce konuşurlar kendilerinde en ufak bir yorgunluk hissetmezlerdi. Sözlerinde ne fazlalık ne de noksanlık görülürdü.

Sükut ve edeb ehlini çok severler, yanlarına oturturlar, iltifat ederlerdi. Onların terbiyelerine çok ihtimam gösterirler ve kendileri gibi değerli vasıflarla zinnetlenmelerini arzu ederler, bu hususun tahakkuku için Allahü Teala ve tekaddes hazretlerine niyazda bulunurlardı.

Medine-i Münevvere'de, pek sevdikleri Mevlana Ziyaeddin el kadiri hazretlerinin ziyaretlerine giderler ve bu kalbî mülakat yarım saat kadar sürerdi. Bu müddet zarfında bir girişte "Esselamü aleyküm" bir de ayrılırken "esselamü aleyküm" denirdi hepsi bu kadar.

Abdullah ibn Münazil kuddise sirruh buyurur.

- Hizmete devam etmek değil, hizmet edebdir. Çünkü hizmette edeb, hizmetten daha azizdir.

Resulü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem:

- İbadetlerin en kolayını size bildireyim mi:

Susmak ve iyi huylu olmak.

Yeri gelince de konuşmasını bilmeli, zaruri olan meseleleri açıklamalı, gizli kapaklı hiçbir şey kalmamalı. Lüzumlu, söylenilmesi icab eden, hususlar ketm edilirse, bu birçok fitnelere sebep olur, bundan da en ziyade, dini zayıf, münafık ruhlu insanlar istifade eder, yalan haberlerle Müslümanları, birbirlerine düşürürler.

Bilhassa münafıklar lüzumlu konuları daima gizlerler, gayeleri fesat çıkarıb, kötü emellerine nail olmaktır. Çünkü "Dilsiz şeytan" ahlakından nasibidirler.

Bazı din kardeşlerimiz nezaket icabı her söyleneni sükutla karşılamaktadır. Halbuki hilaf-ı hakikat halinde, dinin yasakladığı hususlarda, kat'iyyen baş sallanmaz, hakikat söylenmelidir.