Salihlerle Ulfet Şart!

Salihlerle Ulfet Şart!

Sâdık Dânâ Efendi Hazretleri ile Sohbet...

"Bütün iş ihsan makamına erişmektir."


- Efendim genç bir insan manevi" bir yola girip intisab edince kalbi'tekamül için nelere dikkat etmeli. Çevre şartlarının etkisinden kendisini nasıl koruyabilir?

- Her şeyde olduğu gibi bunda da kuvvetli "zeka" lazım. Akıllı insan çabuk muvaffak oluyor. Hayrı şerri tefrik edebiliyor. Salikin yapacağı iş vazifesini, derslerini hakkıyla ifa etmektir. Bir de maneviyatın taksimat-ı ilahi" olduğunu bilip herkesi böyle kuvvetli görmemesi lazımdır.

Bir çiçek bahçesinde bin bir türlü çiçek olur ama hepsi çiçektir. Dervişlik de böyle ve o bahçedekilerin hepsi derviştir. Bu yola girenlerin Allah'ın izniyle çok şeyleri kurtulmuştur. Tabii zeki olan kimse en yararlı olanları alır. Mesela bazı dervişler 20-30 seneliktir ama adetlerini daha terk etmemişlerdir. Oturması, kalkması tertipli değildir. Konuşmasını malayani' işgal eder. Huzur hali yoktur. Buna mümasil şeyler... Bunlara dikkat etmesi icap eder.

Ayrıca "şu zat 20-30 seneliktir, tekamül etmiştir, onu taklid edelim düşüncesi" doğru değildir. Taklit edilecek birisi varsa o da şeyhidir.

- Dün Altınoluk'a bir genç geldi. "Kalben zayıfladığımı hissediyorum, yeniden kendimi toparlamak için ne yapmalıyım?" diyor. Böyle gençler var. Yola giriyor. Ama üniversite muhiti, sosyal hayat çalkalıyor insanların kalbini. Nasıl bunlardan korunmalı, nasıl yeniden doymalı?

- İş salihlerle ülfet etmeye geliyor, insan salihlerle ülfet ettiği zaman onlardan güzel huylar alır farkına varmaz. Fasıklarla ülfet ederse hatta onlara muhalefet etse dahi ruhu onlardan gayri ihtiyarî zarar görür. Yegane çare salihlerle ülfet etmektir. Salih ne yapar? Hep Cenab-ı Hak'tan, Habib-i Edibinden bahseder evliyaullah'tan bahseder, Bahsettiği verimli şeylerden de hep ülfet eden kişiye inikas eder.

Mesela bazı gençler var bu yola giriyorlar. Girerken büyük ihlas üzere oluyorlar, hakikaten hallerinden de belli. Sahibi edeb, dikkatli, nezaketli, vakarlı... Zaman geliyor bakıyorsunuz 3-5 sene sonra o halini kaybediyor. Sebebi ise muhtelif kimselerle ünsiyet etmesidir. Bilhassa onların da aldandıkları husus biraz önce söylediğimiz gibi "şu yaşlı zat 20 senedir bu yola girmiş" diye onun yanlış davranışlarını ölçü olarak alıp bu yolda böyle de olabiliyor düşüncesiyle eski samimiyetini, istifadesini kaybetmesidir.

Zaten bu yolun adabı vardır. Kalp, ruh, sır, hafi,ahfa bunlar çalıştırılacak. Sonra nefis ve murakabeler vesaire vesaire...

Bunlar kafi mi, bunlar da kafi değildir. Bunlar bir yol. Gidilecek istikametin yolu. Herhangi bir tıp doktoru diplomasını aldığı zaman doktor mudur? Hakiki manada değildir. Ama anahtarlar vardır elinde. Manevi dersler anahtarlardır, istimal edilirse Cenab-ı Hakka kurbiyetini artırır. Edemezse kuru bilgi ile kalmış olur. İmkan olsa herkes böyle sınıf sınıf ünsiyet ettirebilse. Ona da imkan yok tabii. Geçenlerde görüştüğümüz gibi evvelce dergahlar vardı. Oraya herkes gelirdi edeb, nezaket öğrenirdi. insan nereye giderse orasının havasını alır. Orada üç-beş ay kalınca kötü huyları zail olabiliyor. Şimdi tabii huday-i nabit oluyor. Kalbine aşı veriliyor. O aşı kuvvetli bir aşı ama onu idame ettirmek mesele. Ettirilmezse şeyh ona ne yapsın? Yine ona geliyor iş.

Mürşid-i kamil hazırlığını yapar, lokmayı ağzına verir. Ama sen yutmaya müsteid değilsen o ne yapsın? Rabbim hepimizi avare, boş bırakmasın. Amin.

Dünyanın âlâyişinden kurtulmak için muhakkak hayatı nizama koymak gerekiyor. Mesela Ahmed Bey sizin kaç türlü meşguliyetiniz var. Dinsizlerle mücadele, iş hayatı, ev hayatı... vesaire. Ama ne olursa olsun manevi dersinize vakit ayıracaksınız. Salihlerle ülfet edeceksiniz. Sonra fırsat olduğu kadar da mücadele hayatının içinde olacaksınız. Hayatımızda nizam çok mühimdir. Güzel kullanılırsa vakit çok bereketlidir. Kullanılmazsa çabucak geçiverir.

Hakikaten çok ihlaslı, gözü yaşlı, muvaffak olacak çapta, pırıl pırıl gençler var. Dediğimiz gibi hepsini Cenab-ı Hakk'a emanet ediyoruz. İstikamet ayrı mazhariyet. Güzel çalışıp, istikamet sahibi olsunlar. Muhtelif mevzular var. Sigorta mevzuları var, şüpheli gıda mevzuları var. Bunlara da dikkat edilmesi gerekir. Şimdi yeni yeni çıkan marketlerde bin bir türlü peynirler, yağlar, etler var. Onları bütün nesil alıp yiyor. Bir kısmı çeşitli ecnebi ülkelerden geliyor. Tahliline imkan yok ama ambalajı güzel. Zehiri altın fincan içinde takdim ederlermiş aynen öyle. Gıda meselesi manevi terekkiyat için çok mühimdir.

- Efendim bazen insan derslerde ilerliyor da muamelede geri kalıyor gibi...

- Dikkat edilecek önemli bir husus. Dediğimiz gibi dersler sadece anahtardır. Cenabı Hakk'ı bilme ilmi ama o ilim de muamelat ile neticelendirilecektir. En başta haram-helal hassasiyeti ile. Bir kul haram helale dikkat etmezse tabii bu bir zafiyeti olmuş oluyor.

- Efendim bu iş geçmişte mi daha zordu şimdi mi daha zor?

- Bir bakıma şimdi daha kolay. Bizim çocukluğumuzda insanlar daha gafildi. Her şey taklidi idi. Mesela o zaman birisi benim yaşım elliye geldi ne yapayım, haydi bir tarikata girip meşgul olayım dermiş. Ama şimdi 16-18 yaşındaki gençler, birkaç gün evvel düğünleri olmuş evliler geliyorlar "isterim" diyorlar. "Ne istiyorsunuz?" "Vazife istiyorum" cevabını veriyorlar. "Siz daha yeni evlisiniz. Sevginiz, hanımınızadır, sevginiz kocanadır" diyoruz. Yok isterim de isterim. Böyle bir nesil meydana geldi şimdi. Bunların da ihlasla yaptıkları her şey yerli yerinde olur.

Sohbetlerde bakıyoruz, 60 yaşındaki yaşlılar filan kendilerini veremiyor, mevzuyu dinlemiyorlar bile. Ama gençler kulak kesiliyorlar, sonuna kadar dinliyorlar. Hatta bir, yerdeki sohbetimizde Altınoluktan iki sahife okuduk. Bunu kim anlatır, dedim. Bir müddet sükut edildi. Sonra Samsunlu bir genç niyetlendi. iki sayfalık mevzuyu başından sonuna kadar özetlemeden aynen ezbere okudu. Zihnine çok iyi yerleşmiş. Gençler daha bir iştiyaklı, daha bir kabiliyetli ve bir şeyler öğrenme isteğindeler.

Evet manevi sohbetlere çocuk bile gelse belki bilgi bakımından istifade edemez ama başka türlü istifade eder. Manevi sohbetlerin bilgi bakımından faydası ise şudur; sohbete devam eden farkında olmadan alim olur. Görünüşte diğer ilim ehlinin kitabı vardır, defteri vardır, sohbete gelenin ise hiçbir şeyi yok. Ancak sohbette okunanları dinleyip birkaç sohbette de tekrar edilince bilgiler zihnine hakkoluyor, iyice kavranmış olunuyor. Arif insan yetişiyor. Sohbetlerde çok sır var. Hem ruhani bakımdan hem de zahiri bilgi bakımından.

Fi sebilillah aynı mecliste toplanıyorlar. Birbirlerine karşı muhabbet teatisinde bulunuyorlar. Bunlar ne kadar güzel şeyler. Sohbetlere gelemeyenler ne kadar derslerini de yapsalar karşılıklı muhabbet olmuyor. Halbuki bir insan herkesi sevecek. Bila istisna herkesi sevecek. Hakikaten Cenab-ı Hakk'ı seven kimse herkesi derece derece sever, ihvanı da sever. Bazısı var kendi görüşüne göre ben Allah ile aramı düzelttim; diyor, kimseye boyun vermiyor. O terakki etmiş sayılır mı? Herkesin seviyesine inecek, ihvanla birlikte olacak. Kendini kardeşlerinden hor hakir görecek ki terakki edebilsin.

Hizmet mevzuunda herkes istediği hizmeti yapabilir. Neye kabiliyeti varsa o sahada kendini yetiştirebilir. Birinin yapamadığını diğeri yapabilir, diğerinin yapamadığını bir başkası yapabilir.

- Efendim demin buyurdunuz "insan bir bahçeye girer orada çiçekler vardır" şeklinde. Oradan yola çıkarsak yollar arasında farklar var. Bir yere intisab edenin diğer yerlerle ilgisinin ölçüsü ne olmalı? Kalbi insicam için dikkat edilecek şeyler nelerdir efendim?

- Salik bir kere bağlı olduğu yere kuvvetli bağlı olacak. Diyecek ki "Cenab-ı Hakk'ın izniyle halasıma ancak bağlı olduğum yer vesile olacak." Diğer şeylere daldırmamak şartıyla düşman da olmayacak. Ara sıra gelecek gidecek. Kök olarak bulunduğu yerin kıymetini bilecek. Bilhassa bizim yolumuz belli, seyrimiz de belli. Bir yere intisab edip de başka yerleri dolaşmak muvafık görülmüyor. Onun için "her yerde olan hiçbir yerdedir, bir yerde olan her yerdedir" denmiştir.

Bütün iş Cenab-ı Hakk'ı bilmek. İnsan zikre devam ettikçe ahlakında değişiklikler olması gerekir. Muhakkak Cenab-ı Hakk'ı bilen Cenab-ı Hakk'ın huzurunda olduğunu da bilir. "Siz nerede olursanız olun o sizinle beraberdir." (Hadid 4) Böyle bir kimse ayağını gelişi güzel uzatamaz, yatarken dahi derli toplu yatar, konuşması ölçülü olur, her hareketi edeb üzere olur. İster hamamda, ister helada, ister dışarıda nerede olursa olsun.

Muhterem üstazımız lisanen "şunu yapın bunu yapmayın" demezdi, ama anlayana her hali bir ölçüydü. Yemesi, içmesi, konuşması, ibadeti hep itidal üzereydi. İfrat ve tefrit yok. Fuzuli konuşmak yok, tembel tembel yatıp uyumak yok. Büyüklerin hali hep öyle. Onların hallerini taklit edebilen rahata kavuşuyor Allah'ın izniyle.

- Bir de şöyle bir şey var efendim; Aynı yola mensup insanlar arasındaki ilişki, hukuk nasıl olmalı, 'fenafil ihvan' neyi gerektirir?

- Yolumuz sevgi yoludur, ihvanda kendini kaybeder, sever. O da belli ölçüler içinde olacak, ihvan birbirine karşı manen yardımcı olacak. Ama iş maddiyata dökülünce tabii bağlar gevşer, ihvan denince onun da hiç günahsız her bakımdan tamamen mazbut birisi olduğu sanılmaması lazımdır. Her türlüsü var. İhvan'ın yüzde 5 ihvan olanı da var yüzde 90 ihvan olanı da ama o da ihvan o da. Birisi verimlidir kemale ermiştir, diğeri de kemale erememiş. Hatta muamelelerinde bile zayıf olanlar oluyor "Efendim bu ihvandı bana bunu yapmasaydı" diyenlerle karşılaşıyoruz. Herkes gözünü açsın dikkatli olsun, ihvanlık ayrı, diğer iş, muamelat ayrı. ihvan denilince dört başı mamur bir insan tasavvur edilemez. Gönül ister ama öyleleri de kolay kolay ele geçemiyor.

Geçenlerde de bahsettik; Hacı Bayram-ı Veli Hazretlerinin on binlerce müridanı var, nüfuz sahibi, iş hükümete aksedip, hükümdara bu senin tacını tahtını alacak denilince Hacı Bayram-ı Veli'den müridanını tesbit etmesi isteniyor. O da "peki" diyor ve çadırının tepe bir yere kurulmasını istiyor. Müridlerini kurban edeceğini açıklıyor ve eline bıçaklar alıyor çadırın içine iki de koç koyduruyor.

Ankara Ovasını dolduran binlerce müridini kurban olmaya çağırıyor. O kalabalığın içinden bir kadınla bir erkek boyunlarını bükerek giriyorlar. O sırada çadırın kapısı kapatılıyor koçlar kurban ediliyor. Çadırın dışına kan yürüyünce ovada kimse kalmıyor.

Onun için bu yolda "teslimiyet" çok mühimdir. Teslimiyeti olan rahata kavuşuyor. Teslimiyeti olmayanın ne kadar ibadeti çok da olsa birçok meziyeti de olsa o kafi" gelmiyor. Denizde boğulacak kimse bile öyledir. Denize ve kurtarıcıya teslim olup kımıldamadan durursa onu sahili selamete çıkarırlar. Yok çırpınırsa kendi kendine boğulur gider. "Efendim nasıl teslim olunur?" işte şer'i ölçüler var. Teslim olmak demek Cenab-ı Hakk'a teslim olmak demektir. Ama gelişi güzel de herkese teslim olunmaz o ayrı bir mevzu. Muhakkak hakiki mürşidi kamil olacak o zaman ona teslim olmak daha kolaydır. Mesela bir insan herhangi bir şeyhden zahiren ders almıştır. Gönülden bağlanmamıştır ama zahiri olarak dersini yapar. Fakat ufak bir şey olduğu zaman değil teslim olmak kendi ölçüsüne göre şeyhini tenkit bile eder. Böylesini de gördük. Bu kişi nasıl terakki eder?

Şimdi mürşid-i kamiller Allahu alem zümrüd-ü anka vaziyetinde..

Sonra muhterem üstazımız efendimiz ashab menâbına çok değer verirlerdi. Ehlüllah menakıbı intisabın ilk devirlerinde hakikaten güzel şeyler verir. Fakat üstazımız tekamül edenlere ehlullah menakıbından ziyade ashabı kiram hayatından bahsederlerdi. Onların görünüşte bir kerameti yok. Cihada gidiyorlar, mallarından geçiyorlar, işlerini görüyorlar. Zaten bu cehdin nihayeti de; maldan ve candan geçmektir. Hangi ashab-ı kiram'a bakarsanız bakın hepsi aynı meşrepde. Gaza mı var gezmeye gider gibi gidiyorlar. Bunlar kemalin zirvesi değil de nedir?

Üstazımız ashab menakıbından, ekseriyetle kahramanlık menakıbından sohbet ederdi. Halid b. Velid Hazretleri, Berâre Hazretleri gibi. Zaten ashabın hepsi kahraman.

- Efendim aslında sohbetimize siz yön veriyorsunuz. Sorularımızın önü açılıyor. Bu yolda keramet ve istikamet hususunda ölçü nedir? Keramet beklentisi mi öncelikli olmalıdır yoksa istikamet mi mühimdir?

- İstikamete yönelmeli. Çok insan istikamet ehlidir ama kendisine keramet verilmemiştir, Cenab-ı Hak vermemiştir. Bazı insan ise istikameti olanın dün'undadır ama keramet sahibidir. Hele Şam'da böyle şeylere çok ehemmiyet verilir. Birisi bir şey yaptı mı bu ehli keramet derler. Niye? Fıtık olmuş da doktora gitmemiş, Allah'dan geldi diye muayene olmuyormuş. Şam'ı görseniz bir alemdir, hep keramet, keramet.

Cenab-ı Hak bazı sevdiği kullara keramet de verir. Cenab-ı Hak müminin görüşünü açtı mı, hakiki manada dostunu düşmanını bilir oldu mu o keramettir. Mesela gazete alıyoruz bakıyoruz simalardan belli. Şu, şu partinin adamı bu, şu grubun adamı gibi. Cenabı Hak nereden bildirdi onu; simalardan bellidir. İyi kalpli adam ile kötü kalpli adamın simaları farklıdır. Cenabı Hak ayrı bir anlayış verir. Bize çok kimseler gelirler dersiniz ki "bu Kırşehirli, bu Nevşehirli." Halbuki yakın beldeler. Yüzler de simalar da değişik. Keramet muhakkak havada uçmak, suda yürümek değildir. Kerametin de aslı Cenab-ı Hakk'ın verdiği istidadı kullanmaktır.

Bir Eyüb Sultan ziyaretimizde birisi yanıma yaklaştı, benden keramet umuyor. Farklı bir grubun bağlısı. İçimden "benim cebimde ne var bilecek mi bakalım?" diye onu merak ediyor dedim. "Ne istiyorsunuz?" diye sordum. "Acaba nedir?" dedi. Yani kendisinin cebinde ne var? Tesadüf olarak bildim, hayret ettim. Aslında Allah'dan uzaklaştıran herşey kutta-ı tarikdir. İstedikleri kadar keramet sahibi olunsun, bir insan keramete saplandı mı o "yol kesici" olmuş oluyor. İstikamet hakkıyla Cenab-ı Hakk'ın emirlerini yerine getirmek, ahlaki" bakımdan durumumuzu düzeltmeye gayretli olmak, şefkati merhameti ziyadeleştirmektir. Hakikaten insan geniş olup herkesin ağırlığını kendi yüklenmeye gayret edecek "Ben şöyle hizmet yapacağım, böyle hizmet yapacağım" diye dava sahibi olmak, o da yok. Ben yapayım diğer kardeşim de yapsın diyebilmek lazım.

Hatta büyük velilerden Ebü Hafs Hazretlerinden bir müridi halka vaaz vermek için izin istiyor. Ebü Hafs hazretleri soruyor:

- Bu arzuya düşmene sebep nedir? Cevap veriyor:

- Halka şefkat ve merhamet Şeyh yine soruyor:

- Halka şefkat ve merhametin ne derecede? Cevap: Halka şefkat ve merhametim o derecede ki günahlarından dolayı onların yerine beni cehenneme koysalar razıyım. Ebü Hafs hazretleri:

- Böyle insanların halka vazetmesi makbuldür" deyip onu kürsüye çıkarıyor. Mürid vaaza başladığı zaman bir çıplak fakir yüksek sesle giyecek bir şeyler istiyor. Vaaz veren talebe hemen sırtındaki cüppeyi çıkarıp ona veriyor. O zaman Ebü Hafs Hazretleri "in oradan, ben seni bunun için mi terbiye ettim. Sen bekleyecektin, eğer kimse hayır yapmazsa o zaman yardım edecektin. Eğer halka şefkat ve merhametin olsaydı, vermenin sevabını kendin almak yerine başkalarına bırakırdın" diyor.

Hakikaten bütün iş ihsan makamına erişmektir. O zaman kavga gürültü, baş olma sevdası biter. Herkes kardeş olur. Gayretimiz hizmet etmektir ama nefer olarak. Üstadımız da öyle diyor. Bu da ancak Allah'a bağlılıkla oluyor. Cenabı Hakk'ın bir tecellisi.

- Yuvalarda aile saadeti nasıl olmalıdır efendim?

- Başta erkek aile reisi olacak. Kur'an-ı Kerim ahkamına dikkat edecek. Helale harama dikkat edecek. Karısı çoluğu çocuğuyla meşgul olacak, orada aile saadeti başlar.

Muhakkak ailenin islami adaba göre meydana gelmesi lazım. Aile bu temele göre kurulmazsa aile saadeti temin edilemez. Aile reisi akşamları aile efradını toplar, eline tatlı bir kitap alır, onlarla sohbet eder. Onları oyalar, neşelendirir. Bazen Ekrem Bektaş'ın yazıları gibi mizahi şeyler de okuyabilir. Böyle meşgul olunur, aile saadeti devam eder gider.

Aile saadetinin korunmasının yegane çarelerinden birisi de ailenin iyi ailelerle görüştürülmesidir. Herkesle görüşmektense kendi akranlarından üç beş temiz aileyle görüşseler, o kafi gelir. Pek muvafık olmayan akrabalar var ise senede bir defa gidilir idare edilir. Aile saadetinin oluşması için muhakkak Cenabı Hakk'ın emirlerini yerine getirmek lazımdır. O gerçekleşmezse imkanı yok olmaz. O zaman ne erkek karısının kıymetini bilir ne hanım kocasını sayar. Oyalanmayla vakit geçer.

Bazıları adeta kadına eza ediyorlar. Evinden çıkartmıyorlar böyle ifrat da doğru değil. Her şey itidalli, neşe içinde olacak. Kadın erkeğin hakkını koruyacak, erkek de karısının hakkına dikkatli olacaktır. Böyle olunca çocukların terbiyesiyle de meşgul olurlar.

Lüksten kaçınmak da gerekir. 'Şu şunu yapmış bu bunu almış' türlü düşüncelere fırsat vermemek lazımdır. Kadınhanı'nda doymayıp, hep isteyenlere "ganere" derler. Şimdi cemiyet o hale geldi. Kadınlara da biraz müsamaha ettiğiniz zaman hep isterler. Öyle istekleri kesmeli, emsali insanlarla temas ettirmelidir. Aile saadeti ancak İslamiyettedir.

- Efendim valide hanımın bir süredir rahatsız olduğunu biliyoruz. Böyle zamanlarda aile içi, hukuk herhalde daha farklı fedakarlıklar gerektiriyor. Böyle durumlarda nelere itina etmeli?

- Zevc veya zevceden birisi rahatsızlandığı zaman ona aynı,hatta daha fazla itibar göstermek lazımdır. Onu bir tarafa itivermek muvafık değil. Mesela validenizi her zaman sabah kaldırırız akşam haydi hanım yat deriz böyle iltifat etmek lazım. Gönlünü alacak şeyler söylenir, hediyevari bir şeyler verilir, meşru olmak kaydıyla istediği yere gönderilir. Daima şükür, dua telkinatı yapılır. Hasılı böyle davranılınca ailenin neşesi bozulmaz. Hane halkı da ona karşı daha mükrim olurlar.

- Efendim bize şöyle bir soru sorar mısınız dediler, elçiye zeval olmaz. Özel bir soru ama demişler ki; Üstadımızın aile hayatlarında karşılıklı sevgi saygı ölçüleri nelerdir?" Bağışlayın biz onu iletmiş olalım efendim?

- Geçenlerde kandilde validenize bir hediye yaptırttım. Hakikaten Allah kimseyi elden ayaktan düşürmesin. Konuşan bir kimsenin konuşamaması kolay tahammül edilir bir durum değil. Çok fasih konuşurdu. Sohbetlerde benim deyen onun gibi konuşamazdı. Bir anda konuşamaz hale geldi. Yürüse de pek canlı yürüyemiyor. "50 senedir evliyiz, bu müddet içinde benden hiçbir ziynet eşyası istemedin" dedim. (Halbuki kadınların birçoğu şimdi eşkıya gibi her sene bir şeyler istiyorlar.) Geçen sene babanın zamanından kalan ziynetlerin de çalındı "üzülme bu bir imtihan" dedin, "şimdi bu hediye senin hakkın" dedim. Ama gençlere tembih ediyorum bu davranışım numune olmak bakımından değil onun şevkini artırmak içindi.

Karşılıklı fedakârlık lazım. Bazıları vardır birisi ak der öteki de ille kara der. Halbuki zahiren birbirlerini seviyorlar. Bu durum bilhassa gençlerde çok oluyor, devamlı mücadele ediyorlar. Allah muhafaza buyursun arsızlık, hırsızlık, iffetsiz ve emsali problemler müstesna.

Üstadımız çok ciddi, vakur idiler. Fakat ailesinin içinde onu devam ettiremezlerdi. Hatta bir kere baktım sanki o değil daha güler yüzlü, daha müsamahalı. Şeriata muhalif olmamak şartıyla şimdiki tabirle hoşgörülü olunacak.

Aile içinde disiplin de oluşturulacak. Kız ikide bir evden çıkmayacak, erkek çocuk dışarıda yemeğini yiyip de gelmeyecek. Şimdi ailenin toplanıp hep birlikte yemek yeme adabı da kayboluyor. Bakıyorsunuz çocuk saat 12'de çıkıp geliyor. Evin hanımı çocuğunun nerede olduğunu bilmiyor, izin yok, yemeğini dışarıda yemiş, çünkü cebi para dolu. Böylece aile muhabbeti kalmıyor. Muhakkak ciddiyet lazım, nizam lazım.

Allah rahmet eylesin babam çok ciddi ve vakarlı idi. Hepimiz hem korkar, hem severdik. Evde çocukla çocuk, büyükle büyük olur, böyle bir hayat yaşardık. Aileyi fazla şiddetle korkutmak da muvafık değil. Herkes evin bir köşesine kaçmayacak, birlikte yaşanacak.

Şimdi öyle ki etrafımızda birisine hitap edilirken efendi veya hanım dedirtemiyoruz. Konuşmalar Ayşe, Fatma, Ali, Veli... Ne olur arkasına bir "bey" veya "hanım" ilave edin. imkanı yok. Kabalık samimiyet telakki ediliyor. Evet lüzumundan fazla incelik ifrattır. Tanzimat erkekleri ve kadınları gibi fuzuli iltifat da fazla.

Bir de televizyon mevzuu var. Bütün aileleri mahveden en kötü en zararlı vasıta. Aile saadetini bozan bir amil de o.

- Efendim izin verirseniz şöyle bir soru da var. Müslüman ailelerde şimdi bir çocuk eğitimi problemi yaşanıyor. Anne baba müslüman oldukları halde çocuklarına bunu intikal ettiremiyorlar. Hatta bazen anne baba bir tarikata intisab ettikleri halde kendi yollarını çocuklarına aktaramıyorlar. Bu umumi bir belva halinde. Bunu nasıl aşmalıdır?

- Bazı insanlar vardır cennete yalnız girmeyi düşünürler. Bunlar nefsi düşüncelerdir. Bazı kadınlar da vardır; kendisi gözünün yarısı görünecek şekilde örtünür, kızı yanında çıplak dolaşır ona üzülmez. O kadar örtmese de kızının öyle olmasına üzülseydi. Çünkü evlatlar çok mühim emanetlerdir. Hicazda Hatice Eliaçık diye bir hanım ihvanımız var. Çoluğunu çocuğunu burada bırakmış, orada 80 yaşında mücavir. Yazları gelip birkaç ay kalıp gidiyor. Geçen sene Türkiye'ye geldiğinde o işinin arasında eli ayağı yarım tutup gözü yarım görürken "aman benim torunumla meşgul olun, ben meşgul olamıyorum, iyilerle görüşsün, buna sahip olun" diyor. O haliyle azimli. Bir aylığına buraya geldiği zaman torununu kurtarıp rahata kavuşturmak istiyor. Hakiki iman budur. Öteki kendisi kapanıyor, çocuğuyla meşgul olmuyor, üstelik üzülmüyor da... Böyle tipler de var. Artık onun da imanı ona göre.

Nasihat ettiğiniz zaman hakikaten söz dinleniyormuş gibi oluyor ama işine gelmeyen mevzu oldu mu gidiliyor gizli gizli o iş yürütülüyor. Ne faydası var? Ölçü Cnab-ı Hakk'ın ölçüsü olacak. Onun huzurunda gizli gizli iş yapmak mümkün mü? Rabbımız şuur versin de hepimizi hakiki sevdiği kullarından eylesin. Amin.

Aile saadeti için erkeğin de hanımın da olgun olması gerekiyor. Böyle insan azaldı bu zamanda. İzmir'den bir genç gelmişti "ne olur bize dua edin, ben karımı çok seviyorum" diyor. Hanımı da aynı şekilde, fakat her gün kavga halindelermiş. Demek ki sadece sevgi kafi gelmiyor. Bilgi ve onu kullanmak lazım. Yeni nesil maalesef başıboş yetiştiler. Gençler babaya boyun vermiyor, kızlar anneye boyun vermiyor.

- Burada ana babanın da çocukları tanıyamama, onlara bir şey verememe durumu da var herhalde.

- Şüphesiz. Öyle olmuş oluyor.

- Yine daha kötülere bakarak teselli bulma hastalığı...

- Evet ebeveyn "benim oğlum haftada iki gün gece yarısı geliyor, halbuki filanın oğlu her gün geç geliyor" diyorlar. Kızların vaziyeti de öyle. "Benim kızım şöyle, başkalarının kızının yanında 40 defa yıkanmış" deniyor, oysa hiç de öyle değil. Çocuğunu düzeltmek istemiyor. Her şey böyle şimdi, anlatamazsınız.

-İyi örnekler nasıl çoğaltabiliriz? Millet daha kötüyü görememeli ki...

- Faideli kitaplar okunacak. Ashabı kiram menakıbı, ehlüllah menakıbı okunup hep birlikte yaşanmaya çalışılacak. Buna mümasil şeyler.

Gelecek sayı:Allah için kazanmak, Allah için harcamak