Sadaka

Sadaka

Peygamberimiz sallallahü aleyhi vesellem buyurur:

- Sadaka Cenabı Hakk'ın gazabını söndürür. Ve insanın kötü bir şekilde ölmesini önler. (Tirmizi.)

Mücahid bin Celber kuddise sirruh buyurur:

- Akrabasında muhtaç kimse var iken başkalarına sadaka vermeği Allah Teâlâ kabul etmez.

Raşid b. Saad radiyallahü anhdan;

- Bir kimsenin din kardeşine, kendisine öğreteceği ilimden daha efdal sadakası olamaz. (Ramûzül ehâdis)

- Hak söz kadar efdal sadaka yokdur. Hz. Cabir Radiyallahü anhden. (Ramûzül Ehadis)

Enes Radiyallahü anh:

- Malından gizli veya aşikare infakda bulunan hiç bir müslüman yokdur ki cennet onu "hele gel, gel" diye çağırmasın. (Ramûzül ehadis)

İbni Abbas Radiyallahü anh; - Sadaka verip de, sadakasından dönen kimsenin misali, kusup da sonra kustuğuna dönen ve onu yiyen köpeğin misali gibidir. (Ramûzül ehadis)

- Halka müdânâ etmek sadakadır. (Müdana: hoş muamele etmek) Cabir Radiyallahü anh. (Ramûzül ehadis)

Allahû Teâlâ ve tekaddes hazretleri buyurur:

- Şüphesiz Allah zerre kadar haksızlık yapmaz. Zerre miktarı bir iyilik olursa onun sevabını kat kat arttırır. Kendi cânibinden başkaca da pek büyük bir mükafat verir. (Nisa sûresi 40.)

- İyiliğin mükafatı iyilikten başka bir şey değildir. (Rahman sûresi, 60.)

Resûlü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuştur:

- Her hangi bir müslüman bir ağaç diker veya bir ekin eker de ondan insanlar, kuşlar ve hayvanlar yerse onun için sadaka olur.

Sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, ashabını sadakaya teşvik etmişler, onlar da sadaka vermeğe başlamışlardı.

Ebû Ümame el Bahilî adındaki sahabi de, efendimizin yanında oturuyor, dudaklarını kıpırdatıyormuş. Resûlü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem:

- Dudaklarını kıpırdatarak neler söylüyorsun? diye sormuşlar. O sahabi de;

- Görüyorum ki insanlar sadaka verip, hayır yapıyorlar. Benim sadaka verecek bir şeyim yok. Ben de kendi kendime:

- Sübhanallahi velhamdülillahi vela ilahe illallahü valllahü ekber, diyorum diye karşılık verdi. Bunun üzerine Resûlü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem:

- Bu kelimeler, senin için, fakirlere vereceğin (tasadduk edeceğin) bir müdd (832) gram altından daha hayırlıdır.

Binaenaleyh, aklı başında olan insan, gece gündüz zikre devam etmeli. Fakirlere, miskinlere, samimi bir niyet ve yakînî bir iman ile her zaman iyilikte bulunmalıdır.

İskender birgün halkın oturduğu bir meclise varıp oturmuş. Kendisinden kimse bir şey istememiş. Bunun üzerine İskender:

- Bugünü ben kendi mülkümden (günümden) saymıyorum, demiş.

Niçin ey Melik denildiğinde;

- Bu mülkün lezzeti ancak, isteyenlere vermek, zor durumda kalmışlara yardım etmek ve iyi iş yapanları mükafatlandırmakla tadılır, demişdir.

Allah Teâlâ ve tekaddes hazretleri buyurur:

Ey iman edenler! Allah yolunda harcamağı, kazançlarınızın en güzelinden ve sizin için yerden çıkardıklarımızdan yapın, kendinizin göz yummadan alıcısı olmadığınız pek adi ve bayağı şeyleri vermeğe kalkışmayın. Şurasını iyice bilin ki, Allah herşeyden müstağnidir. Asıl hamde layık olan O'dur. (Bakara sûresi, ayet 267.)

Resûlü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular:

- Her müslüman üzerine sadaka vermek vacibdir.

Eshabı kiram sordular:

- Ya Resûlallah verecek bir şey bulunmayınca (ne yapılabilir?)

- Eliyle kazanır (çalışır) hem kendisine faydalı olur, hem de sadaka verir.

- Ya kazanç yolu bulamazsa?

- Muhtaçlara mazlumlara yardım eder.

- Böyle bir yardım yolu bulamaz ise (gücü yetmezse?)

- (O zaman) hayırlı iş işlesin, nefsi şerden, kötülüklerden korusun. Bu da o kimse için sadakadır.

Gene buyurdular ki:

- Kıyamet gününde Allah Teâlâ ve tekaddes hazretleri herkesle aralarında, tercüman olmaksızın ve engel olacak bir perde bulunmaksızın konuşacaktır. İnsan sağına bakacak, ancak dünyada iken ne göndermişse onu görecek, soluna bakacak, ancak gönderdiğini görecek, önüne bakacak, tam karşısında cehennemi görecek. O halde yarım hurma ile de olsa Allah'ın azabından kendinizi koruyunuz. Allah Teâlâ selamette daim eylesin.

Rasûlü Ekrem Salllahü aleyhi ve sellem buyurur:

- Sadakanın en faziletlisi, zor durumda olan birinin gizlice fakire yardımıdır.

- Kul bir amel işler, gizlice yaparsa onu Cenabı Allah gizlice yazar. Açıklarsa Cenabı Allah da onu sırdan alır, aşikare yazar. Yaptığı iyilik hakkında söz ederse gizliden aşikareye nakleder. Ve riya olarak yazar.

Gene buyuruyorlar:

- Yedi zümre vardır ki, Allah hiçbir gölge olmayıp ancak kendi gölgesi bulunduğu günde, onları Arşının gölgesinde gölgelendirecektir. Bunlar:

1. Adaletli idareci

2. Allah'a kullukta yetişen genç.

3. Çıkıp dönünceye kadar kalbi mescide bağlı insan.

4. Birbirini Allah için seven iki insan. Bunlar bu sevgi ile biraraya gelir ve ayrılırlar.

5. Kimsenin olmadığı yerde Allah'ı zikreden ve ağlayan insan.

6. Güzel ve soylu bir kadın kendisini davet ettiği halde "Ben Allah'dan korkarım" diye, bu davete icabet etmeyen insan.

7. Sadaka verip de, sağ elinin verdiğini sol eli bilmesin diye gizleyen kişi.

Ebû Hüreyre radiyallahü anh rivayet eder:

Resûlü Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem buyurur:

- Beni İsrail'den bir kimse herhalde bu gece bir sadaka vereceğim diye nezrederek sadakası ile evinden çıkmış ve sadakasını tesadüfi olarak bir hırsızın eline sunmuştu. Sabah olunca halk:

-Tuhaf şey! Hırsıza sadaka veriliyor. Bu doğru mu? diye söylediler.

Sadakayı veren bu yanlış işten müteessir olmayarak;

-Ya Rab! Yalnız sana hamdedilir. Sadaka verdiğim için hamdederim, dedi. Elbette sadaka veririm, diye yemin etti.

Gece evinden sadakasıyla çıktığında bu defa da bilmeyerek bir zaniyenin eline sıkıştırdı. Sabahleyin halk:

- Bu ne hal! Bu gece zaniyeye sadaka verilmiş, diye söylendi. Sadaka veren kimse hiç aldırmayarak,

- Ya Rab! Fahişeye senin iradenle sadaka verdiğim için sana hamdederim, dedi. Yine sadaka vereceğim diye azmetti.

Sadakası ile çıktığında bu defa da bir zenginin eline koymuştu. Sabahleyin halk:

- Zengine sadaka verilmiş, olur şey değil, diye dedikodu etti. Sadaka veren kimse:

- Allahım! Hırsıza, fahişeye, zengine sadaka verdiğim için sana hamdederim. Bunlara sadakamı senin iradenle verdim, diyordu. Sonra o kimse rüyasında şöyle müjdelendi:

-Hani o hırsıza verdiğin sadaka yok mu, kabul olunmuştur. Umulur ki, o sadaka sebebiyle hırsız hırsızlığından vazgeçerek temiz bir hayata kavuşur.

Fahişeye verdiğin sadakaya gelince, bu da kabul edilmiştir. Umulur ki bu kadın, bu çirkef hayattan kurtulup da, iffetli olur.

Hani o zengin! Buna verilen sadaka da kabul edilmiştir. Umulur ki bu zengin de aldığı sadakadan mütenebbih olarak Allah'ın kendisine verdiği servetten yoksullara vermeye başlar. (Cevahirü'l Buhari)

Aişe radiyallahü anha buyuruyor ki:

- Hiç bir sadakayı küçük görmeyiniz. Çünkü dane kadar bir sadaka kıyamet gününde dağlar kadar sevab ile tartılır."

Bizzat o bir fakire bir üzüm danesi vermişti. Bunu küçümseyen fakir almak istemedi.

Aişe r. anha buyurdu ki: Sen Allah Teâlâ'nın "Kim zerre kadar hayır yaparsa onun sevabını görecek " (Zilzâl, 7 ) mealindeki ayetini okumuyor musun? Bu üzüm danesinde kaç adet zerre vardır? Fakir bunun üzerine tevbe ve istiğfar etmiştir.

İmam El Leys bin Sa'd buyurur:

- Benden bir sadaka veya bir hediye kabul eden kimsenin bende olan hakkı, benim onda olan hakkımdan daha büyüktür. Çünkü o benden, benim için Allah'a yakınlık vesilesi olan şeyi kabul etmiştir.

Muaz en-Nesefî Hazretleri buyurur ki:

- Kişi fakirin sadakaya muhtaç oluşundan daha fazla kendisinin sadaka sevabına muhtaç olduğunu kabul etmezse, sadaka verdiği fakiri minnet altında bırakmaktan kurtulamaz. Fakire tepeden bakan kimsenin sadakası makbul değildir.

Ömer radiyallahü anh buyurur:

-Allahım! Fazla malı içimizdeki hayırlılara ver. Çünkü onlar, içimizdeki en muhtaç olanlara iyilik ederler. Onların bazısı, kardeşine ekmek, hurma veya ayakkabı gönderir ve ona derdi ki, "Biz sizin buna muhtaç olmadığınızı biliyoruz. İstedik ki sizi, yanımızdaki sevgi ve hatırdan yana haberdar edelim.

Abdülaziz bin Umeyr Hazretleri şöyle buyurdu:

-Namaz seni yolun yarısına ulaştırır. Oruç da Hükümdarın kapısına ulaştırır. Sadaka ise Hükümdarın huzuruna çıkarır.

Ve ilave ederdi:

- Bize göre mallar iyilik yapmamız için birer emanettir.

Lokman Hekim oğluna şöyle vasiyet etti:

- Oğlum, bir hata işlediğin zaman bir ekmekle de olsa sadaka ver.

Urve bin Zübeyr radiyallahü anh şöyle buyurur:

- Sadaka olarak mallarınızın iyisini veriniz! Biliniz ki, Allah iyidir, iyi olandan başkasını kabul etmez. (Tenbihü'l-Muğterîn Tercemesi)

Fakir Aramanın Edebleri

Herhangi bir fakire zekat verilse, farz yerine getirilmiş olur. Fakat ahiret ticareti yapan kimse, biraz daha uzun yola gitmek zahmetine katlanır. Sadaka tam yerini bulunca, sevabı da çok olur. O halde, şu beş sıfattan birini aramalıdır:

Birinci sıfat: Zahid ve muttaki olmalıdır. Rasûlü Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz buyurdular: "Takva sahiplerine yemek veriniz!"

Bundan maksat, takva sahipleri aldıkları ile Allah Teâlâ'ya ibadet etmeyi düşünürler. İbadetine yardım ettiği o kimseyi böylece ortak etmiş olur. Büyüklerden birisi sadakasını fakire verir ve derdi ki:

"Bunlar öyle insanlardır ki, Allah'dan başka hiçbir arzuları yokdur. Onların bir ihtiyacı olursa, düşünceleri dağılır. Bir kalbi Allah Teâlâ tarafına döndürmeyi, arzusu dünya olan yüz kalbi sevindirmekten daha çok severim."

Bu sözü Cüneyd Bağdadi'ye anlattılar. Buyurdu ki:

"Bu sözün sahibi, evliyaullahdandır." Bu zat bakkal idi, iflas etti. Çünkü fakirlere sattığı şeyden para almaz idi. Cüneyd Hazretleri ona yeniden ticaret yapması için bir miktar para gönderdi ve:

"Senin gibi adama ticaret zarar vermez, buyurdu.

İkinci sıfat: İlim talebesi olmalıdır. Çünkü ona sadaka vermekle, ilim sahibi olmasına yardımcı olunmuş olunur. Böylece onun ilminin sevabına ortak olunmuş olunur.

Üçüncüsü: Fakirliğini gizli tutup, gizlice Allah'dan isteyici olanları aramalıdır.

Allah Teâlâ buyurur: "Hallerini bilmeyen, iffet ve istiğnalarından dolayı onları zengin (kimse) ler sanır." (Bakara, 273)

Bu insanlar, kendilerini varlıklı gösterirler, dikkatli olup, bunlara vermek, dilencilik yapan bir fakire vermek gibi değildir.

Dördüncüsü: Hasta veya ailesi kalabalık olanları tercih etmelidir. Çünkü verilenlerin ihtiyaç ve üzüntüleri ne kadar çok olursa, karşılığı ve sevabı da o kadar çok olur.

İsar hakkında:

Şeyh Ebu Osman Hayrî, şeyhi Ebû Hafs Haddad'dan halka vaaz vermek için izin istedi. Şeyhi sordu:

"Bu arzuya düşmen için sebep nedir?"

Cevab verdi:

- Halka şefkat ve merhamet. Şeyhi gene sordu

- Halka şefkat ve merhametin ne derecede?

Cevab verdi:

- Halka şefkat ve merhametim o derecede ki, günahlarından ötürü onların yerine beni cehenneme koysalar razıyım.

Şeyhi buyurdu ki:

- Böyle insanların halka vaaz etmesi makbuldür, dedi ve kendisi de minberin yanına oturup, Ebû Osman Hayrî'nin vaazını dinlemeye koyuldu. Ebû Osman henüz vaaza başlamış idi ki, bir muhtaç yüksek sesle, sırtına giyecek bir şey istedi. Ebû Osman hemen sırtındaki cübbeyi çıkarıp ona verdi. O zaman, şeyhi Ebû Hafs kuddise sirruh ona bağırdı;

- Ey yalancı! İn minberden.

Ebû Osman hayretle inip, şeyhine sordu:

- Neden dolayı yalancı oluyorum? Bildirir misiniz?

Şeyhi şöyle karşılık verdi:

- Şunun için yalancısın ki, eğer senin halka şefkat ve merhametin olsaydı vermenin sevabını kendine almak yerine başkalarına bırakırdın. Eğer beklediğin halde bu sevaba istekli kimse çıkmayacak olursa o zaman kendi cübbeni çıkarıp verirdin.

İsar hakkında

Davud-u Tâî Hazretlerinin bir komşusu vardı. Yaşlı bir kadındı. Kendisinin de süt kardeşi olurdu. Bir gün, yağlı tirit yaptı. İftar vakti, cariyesi ile Davûdu Tâî'ye gönderdi. Bundan sonrasını cariyeden dinleyelim:

- Tiridi kapla ona götürdüm. Önüne koydum. Tam yiyeceği sırada kapıya bir dilenci gelip oturdu. Hemen kalktı, o tiridi kabı ile götürdü, dilencinin önüne koydu. Dilenci onu yemeye başladı. Kendisi de dilenci onu yiyip bitirinceye kadar yanında oturdu. Bundan sonra tirit kabını alıp içeri girdi, yıkadı, daha sonra yanında bulunan hurmayı alıp tirit kabına koydu, hurmayı tirit kabına koyarken sandım ki tiridi yiyemedi, hurmaları yiyecek. İftarını onunla açacak zannettim, öyle yapmadı. Tirit kabını bana verdi, şöyle dedi:

- Hanımına selam söyle.

Ve bizim kendisinin yemesi için kendisine götürdüğümüzü dilenciye verdi, kendisinin iftar edeceği hurmayı da bize verdi. Sanıyorum ki o gece aç yattı. Cidden çok zayıflamıştı. (El Hadâiku'l Verdiyye)