Peygamber Kıssaları Kitabından

Peygamber Kıssaları Kitabından

Sâlih Evlad

Ebû Zer radıyallâhu anh, Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu nakletti: “Ben Mekke’de iken, bir gün evimin tavanı açıldı ve Cebrail indi. Göğsümü açtı, zemzem suyu ile yıkadı, sonra iman ve hikmet ile dolu bir kap getirdi ve göğsüme boşalttı. Daha sonra göğsümü kapattı ve elimi tuttu. Beni dünya semasına çıkardı.

Dünya semasına geldiğimde, Cebrail sema görevlisine ‘kapıyı aç’ dedi. Görevli ‘kim o?’ diye sorunca Cebrail, ‘Cebrail’ diye cevap verdi. ‘Yanında kimse var mı?’ diye sorunca, Cebrail ‘Evet, yanımda Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem var’ diye karşılık verdi. ‘Buraya çağrıldı mı?’ deyince, Cebrail, ‘evet’ dedi.

Kapıyı açtığı zaman dünya semasına yükseldik. Orada sağında bir karartı, solunda bir karartı olan bir adama rastladık. Sağına baktığında gülüyor, soluna baktığında ağlıyordu. ‘Merhaba ey sâlih Peygamber ve ey sâlih evlat’ dedi. Cebrail’e: ‘Bu kim?’ diye sordum. ‘Bu Âdem’dir’ dedi.  Sağ tarafında soyundan cennetlikler, sol yanında da soyundan cehennem ehli vardı. Onun için sağına baktığı zaman gülüyor, soluna bakınca da ağlıyordu. Daha sonra ikinci semaya çıktık.” (Buhari Enbiya, 5)

Nakkaşı mı Beğenmedin?

Hazreti Nûh’un ismi aslında “Nûh” değildir; bu, kendisine verilen bir lakaptır. “Nûh” kelimesi lügat mânâsıyla çokça inleyen, yüksek sesle ağlayan kimse demektir.

Rivayet olunur ki, bir gün bu büyük Nebî yaralı ve uyuz bir köpek görünce mübârek yüzünü çevirdi. Bunun üzerine köpek, ya lisan-ı hâl ile yahut lisan-ı kâl ile şöyle dedi: “Benden niçin iğrenip yüzünü çevirdin? Nakkaşı mı beğenmedin, yoksa nakkaşın nakşını mı?” Bu sözler Hazreti Nûh’u derinden sarstı. O günden sonra çok ağlamaya ve az gülmeye başladı.

Haberci

İbrâhim aleyhisselâm, Allah Teâlâ’ya şöyle niyazda bulundu: “Ey Rabbim! Bana ölümümün yaklaştığını bildir. Sana daha çok ibadet edeyim. Kulluğumu ziyade edeyim.” Aradan seneler geçti. Bu duaya açık bir cevap gelmedi.

Bir gün İbrâhim aleyhisselâm niyazında bu duayı hatırlattı. Cevabın hikmetini sordu. Bunun üzerine Cenâb-ı Hak şöyle buyurdu: “Ey Halîlim! Sana seneler önce ölümün habercisi geldi. Yoksa sen bu habercinin haberinden gafil mi oldun?”

Hz. İbrâhim “Yâ Rabbi! Bana böyle bir haberci gelmedi.” dedi. Allah Teâlâ buyurdu: “Aynaya bakmıyor musun ey İbrâhim? Saçına ve sakalına ak düştü. İşte bu beyazlıklar, ölümün habercileridir.”

Rivayete göre saçına ak düşen ilk kişi İbrâhim aleyhisselâm’dır. Saçının ağardığını görünce “Yâ Rabbi, bu nedir?” diye sordu. Allah Teâlâ “Olgunluktur ey İbrâhim.” buyurdu. Bunun üzerine İbrâhim aleyhisselâm “Rabbim, olgunluğumu artır.” diye dua etti. (Muvatta, Sıfatü’n-Nebî, 3)

Meşhur rivayete göre ölüm meleği İbrâhim aleyhisselâm’ın ruhunu kabzetmek için geldi. İbrâhim aleyhisselâm ona şöyle sordu: “Hiç dostun, dostunu öldürdüğünü gördün mü?”

Allah Teâlâ ona şöyle vahyetti: “Hiç dostun, dostuna ulaşmasını kerih gördüğünü duydun mu?” Bunun üzerine İbrâhim aleyhisselâm “Şimdi canımı al.” dedi.

Sevgi Terbiyesi

Zindandan çıkanlar, Yûsuf aleyhisselâm’ı unutmaz; onu ziyaret eder, hikmetinden ve ahlâkından istifade ederlerdi. Bir gün zindancıbaşı ona, “Ey Yûsuf! Seni o kadar çok seviyorum ki hiçbir şeyi senin kadar sevmiyorum” dedi. Yûsuf aleyhisselâm bu sözü duyunca, “Bana olan sevginden Allah’a sığınırım” diye karşılık verdi.

Zindancıbaşı şaşırıp sebebini sorunca Yûsuf aleyhisselâm şöyle dedi: “Babam beni çok sevdi; kardeşlerim beni kuyuya attılar. Züleyha sevdi; beni zindana attılar. Şimdi bir de sen seversen, kim bilir beni nereye atarlar?”

Tefekkür

Mûsâ aleyhisselâm zamanında bir genç, otuz sene ibadet etmişti. Bir bulut gölge yaparak onu güneşten koruyordu. Bir gün bulut gelmedi ve genç güneş altında kaldı. Bunun sebebini annesine sordu.

Annesi ona: “Herhâlde bir günah işlemişsin.” dedi. Genç: “Hayır, günah işlemedim.” diye cevap verdi. Bunun üzerine annesi şöyle sordu: “Göklere, çiçeklere bakmadın mı? Onları görünce Cenâb-ı Hakk’ın azametini tefekkürden gafil mi kaldın?”

Genç, çevresindeki harikulade güzellikleri gördüğü hâlde tefekkürde kusur ettiğini anlayınca annesi ona: “Bundan büyük günah olur mu? Hemen tevbe et.” dedi.

Dinden Sapma

İbni Mesut radıyallâhu anh’tan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“İsrâiloğulları arasında dinden sapma, ilk defa şöyle başladı: Bir adam bir başka adama rastlar ve: Bana baksana! Allah’dan kork ve yapmakta olduğun şeyi terket. Çünkü bu sana helâl değildir, derdi. Ertesi gün, aynı işi yaparken o adamla tekrar karşılaşır ve kendisini yaptığı kötü işten nehyetmediği gibi, onunla yiyip içmekten ve birlikte olmaktan da çekinmezdi. Onlar böyle yapınca Allah Teâlâ kalblerini birbirine benzetti. Sonra Rasûl-i Ekrem şu âyeti okudu:

“İsrâiloğulları’ndan kâfir olanlar Hz. Dâvûd’un ve Meryem oğlu Îsâ aleyhisselâm’ın diliyle lânetlenmişlerdir. Bunun sebebi, başkaldırmaları ve aşırı gitmeleriydi. Birbirlerinin yaptıkları fenalıklara mani olmuyorlardı. Yapmakta oldukları ne kötü idi! Onlardan çoğunun inkâr edenleri dost edindiklerini görürsün. Nefislerinin onlara ahiret hayatı için hazırladığı şeyler ne kötüdür! Allah onlara gazap etmiştir, onlar azap içinde temelli kalacaklardır. Eğer Allah’a Peygamber’e ve ona indirilen Kur’an’a inanmış olsalardı, onları dost edinmezlerdi, fakat onların çoğu yoldan çıkmış kimselerdir” (Mâide, 77-81)

Hz. Peygamber bu âyetleri okuduktan sonra şöyle buyurdu:

“Hayır, Allah’a yemin ederim ki, ya iyiliği emreder, kötülükten nehyeder, zalimin elini tutup zulmüne mani olur, onu hakka döndürür ve hak üzerinde tutarsınız; ya da Allah Teâlâ kalplerinizi birbirine benzetir, sonra da İsrâiloğullarına lânet ettiği gibi size de lânet eder.” (Ebû Dâvûd, Melâhim 17; Tirmizî, Tefsîru sûre (5), 6, 7)

Gazap Etme

Yahyâ aleyhisselâm bir gün Îsâ aleyhisselâm’a, “Gazap etme” dedi. Îsâ aleyhisselâm, “Ben bir insanım; insan olarak buna imkânım yok” buyurdu. Bunun üzerine Yahyâ aleyhisselâm, “Öyleyse servete haris olma” dedi. Îsâ aleyhisselâm, “Bu mümkündür” diye cevap verdi.

Başka bir rivayette Yahyâ aleyhisselâm, Îsâ aleyhisselâm’a “En şiddetli şey nedir?” diye sordu. O da “Allah’ın gazabıdır” dedi. Yahyâ aleyhisselâm, “Allah’ın gazabına yaklaştıran şey nedir?” diye sorunca, Îsâ aleyhisselâm “İnsanın gazap etmesidir” buyurdu. Yahyâ aleyhisselâm bu defa gazabın kaynağını sordu. Îsâ aleyhisselâm, “Böbürlenmek, bencillik, üstünlük iddiası ve kıskançlıktır” dedi.

Peygamberimizin Kıymeti

Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem’in irtihalinden sonra Hz Ömer radıyallâhu anh’ın gözyaşı dökerek şöyle söylediği rivayet edilmektedir: “Ey Allah’ın Rasûlü! Anam, babam sana feda olsun. Allah katında öyle bir şeref ve derecen vardır ki, seni en son peygamber olarak göndermiş, lâkin ‘Hani biz peygamberlerden söz almıştık; senden, Nûh’tan, İbrâhim’den, Mûsâ’dan ve Meryem oğlu İsa’dan da’ buyurarak, seni hepsinden önce zikretmiştir. Annem, babam sana feda olsun ey Allah’ın Rasûlü! Allah katında o derece kıymetin var ki, cehennem ehli bile, ateş içinde yanarlarken ‘Ah ne olaydı biz Allah’a ve Peygambere itaat etseydik de bu hal başımıza gelmeseydi!’ diyerek haykıracaklar.” (Kâdı İyâz, eş-Şifâ, s. 86).