O’na Güvenmek

O’na Güvenmek

Allahü teâlâ ve tekaddes hazretleri buyurur:

 Ğ Eğer îmanınız varsa Allah’a tevekkül ediniz. (Sûre-i Mâide, 23)

Ğ Allah Teâlâ tevekkül edenleri sever. (Âl-i İm­ran, 159)

Ğ Bir kimse Allahü Teâlâ’ya tevekkül ederse, Allahü Teâlâ ona kâfidir. (Sûre-i Talak, 3)

Ğ Allah, kuluna kâfi değil midir? (Sure-i Zümer, 36)

Ğ Onlara de ki: “Bize ancak Allah’ın yazdığı isâbet eder. O bizim dostumuzdur. Mü’minler sadece Allah’a güvensinler, tevekkül etsinler. (Sûre-i Tevbe, 51)

Ğ Bunlar sabredenler ve yalnız Rablerine tevekkül edenlerdir. (Nahl, 42)

“Sen mutlak gâlib ve engin merhamet sahibine güvenip dayan.” (Şuara, 217)

* * *

Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem buyurur:

Ğ Ümmetimden bir kısmını bana gösterdiler. Dağları, sahraları doldurmuşlardı. Böyle çok olduklarına şaştım ve sevindim.

Ğ Sevindin mi? dediler. Evet, dedim. Bunlardan ancak yetmiş adedi hesapsız cennete girer dediler. Bunlar hangileridir diye sordum. İşlerine sihir, büyü, dağlamak, fal, karıştırmayıp Allahü Teâlâ’dan başkasına, tevekkül ve itimat etmeyenlerdir, buyuruldu.

Yine buyurdular ki:

Ğ Allah’a tam tevekkül etseydiniz, kuşların rızkını verdiği gibi, size de gönderirdi. Kuşlar, sabahları, mideleri boş aç gider, akşam mideleri doymuş olarak dönerler.

Ğ Bir kimse Allahü Teâlâ’ya sığınırsa, Allahü Teâlâ onun her işine yetişir. Hiç ummadığı yerden ona rızık verir. Her kim dünyaya güvenirse, onu dünyaya bırakır.

İmam Gazâlî kuddise sirruh Kimya-yı Saâdet kitabında buyurur ki:

Ğ Çok kimse tevekkülü, her işi oluruna bırakıp, ihtiyarı ile bir şey yapmamak, para kazanmak için uğraşmamak, tasarruf yapmamak, yılandan, akrepten, aslândan sakınmamak, hasta olunca ilaç içmemek, dini, şeriatı öğrenmemek, din düşmanlarından sakınmamak sanır. Tevekkülü böyle düşünmek yanlıştır. Şeriata uygun değildir. Şeriata uygun olmayan şeyler nasıl tevekkül olabilir?

Çünkü Ebû Bekir radıyallahu anh her işinde tevekkül sahibi idi. Halife seçildiği zaman çarşıda kumaş satıyordu. “Ya Halife! devlet idare ederken, ticaret yapmak olur mu?” dediklerinde; “Çoluk çocuğuma bakmazsam, millete nasıl bakarım?” buyurdu. Bunun üzerine halifeye beytü’l-maldan aylık vermeği uygun buldular. Bundan sonra her saat, millet işleri ile uğraşdı. Kendisi tevekkül edenlerin en yükseği iken, ticaret yapardı. Fakat para kazanmayı düşünmezdi. Kazancını, sermayesinden, çalışmasından bilmez, Hak Teâlâ’dan bilirdi. Malını din kardeşlerinin malından daha çok sevmezdi.

Hülâsa tevekkülün esası, insanlardan bir şey beklememek, sebeplere güvenmemek, her şeyi Allahü Teâlâ’dan bilmektir.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz her gece sürme sürerdi. Her ay hacamat olurdu. Gerektiğinde ilaç içerdi. Vahiy geldiği zaman mübarek başı ağrırdı. Mübarek başına kına bağlardı. Bir yeri yara olsa, oraya kına kordu. Bir şey bulunmadığı zaman, temiz toprak tozu ekerdi. Daha nice ilaç kullanmıştır. Tıbb-ı Nebî ismindeki kitaplarda, bunlar yazılıdır.

Sâdık Dânâ, Altınoluk Sohbetleri-3, s. 73-74