Namazın cemaatle kılınması hakkında pek çok hadis-i şerif vardır. Amr b. Ümmü Mektüm radıyallahü anhdan:
Hazreti Peygambere -sallallahü aleyhi ve sellem-
- Ey Allah'ın Rasülü! Ben a'mayım. Evim de oldukça uzak. Üstelik her zaman beni camiye götürecek birini bulamıyorum. Acaba evimde namaz kılmama cevaz var mı? diye sordum.
- Ezan'ı işitiyor musun? buyurdu.
- Evet, diye cevap verdim.
- O halde sana cevaz yok, buyurdu. (Müsned-i Ahmed, Ebü Davûd)
MÜNAFIK OLANLAR DIŞINDA
İbn-i Mes'ud radıyallahu anhdan:
- Yarın Allah'a Müslüman olarak kavuşmak isteyenler, ezan okunduğu zaman beş vakit namaz kılsınlar. Çünkü Allah Teala hidayet yollarını, peygamberimiz (sallalahü aleyhi vesellem)e bildirmiştir. Beş vakit namaz da hidayet yollarından biridir. Eğer sizde bizde ayrılarak evinde namaz kılan, şu adam gibi evlerinizde namaz kılarsanız, peygamberimizin sünnetini terk etmiş olursunuz. Eğer, peygamberimizin yolunu bırakırsanız mutlaka dalalete düşersiniz.
Allah güzelce abdest aldıktan sonra her hangi bir mescide gitmek için yola çıkan kulun her attığı adım için sevap yazar. Mevki'ini bir derece yükseltir. Ve bir günahını siler. Ben münafık oldukları açıkça bilinenlerin dışında bizden kimsenin camiye gelmezlik ettîğini hatırlamam. Bu sözler üzerine hasta olanlar bile iki kişinin koluna girerek cemaate geliyordu. (Müslim, Ebû Davud, Nesaî)
Anbese b. Anber'den
Haris b. Hassan radıyallahu anh evlenmişti. -Haris sahabelerdendir- O zamanlar evlenen erkeğin günlerce eve çekilip sabah namazına çıkmaması adetti. Arkadaşları kendisine:
- Daha bir gecelik evlisin, niçin namaza çıktın? diye sordular. Haris b. Hassan radıyallahu anh söyle cevap verdi:
- Vallahi beni cemaate gitmekten alıkoyan kadın, ne kötü bir kadındır. (Taberani, Mec-meu'z-zevaid, Hayatü's-Sahabe)
Ebü Hureyre radıyallahu anhdan:
Rasüli ekrem sallallahü aleyhi ve sellem buyurdular:
- Kişinin cemaatle namaz kılması, evinde ve dükkanındaki kıldığı namazdan yirmi beş kat daha fazladır. Kişi en güzel şekilde abdest alır, sonra sadece namaz kılmak niyeti ile mescide çıkarsa, attığı her adımdan dolayı onun makamı bir derece yükseltilir ve bir günahı da afvedilir. Namaz kıldıktan sonra abdestli olarak orada oturduğu müddetçe melekler ona, Allah'dan şöyle mağfiret ve rahmet dilerler:
Ey Allah bu kişiye rahmet et, bu kişiyi bağışla. O kişi namazı beklediği müddetçe namaz kılıyor gibidir. (Buharî, Müslim, Ebû Davûd, Tirmîzî)
Ebû Hureyre radıyallahü anhdan:
Rasülü ekrem sallallahü aleyhi ve sellem buyurdular:
- Kim ki, güzel bir şekilde abdest alıp, cemaatle namaz kılmağa gider ve cemaatı namazı kılıp bitirmiş bulursa, Allahü Teala ona, o cemaate yetişip kılanların mükafatının aynısını verir. Cemaatle namaz kılanların mükafatından en ufak bir şey eksik olmaz. (Ebû Davûd, Nesai, Hakim)
YERDE SÜRÜNEREK BİLE OLSA...
Ebû Derda radıyallahü anh'dan:
Rasüli ekrem sallallahü aleyhi ve sellem buyurdular:
- Allahü Teala tamamen önünde duruyormuş da, sen de O'nu görüyormuşsun gibi ibadet et. Kendini ölmüşlerden say. Mazlumun bedduasından kendini koru. Yerde sürünerek de olsa yatsı ve sabah namazında cemaate gidebilme gücün varsa gitmekten uzak kalma.
Bir keresinde Rasülü ekrem sallallahü aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
- Kıyamet günü herkes perişan durumda, ve güneş her tarafı kavururken, yedi sınıf Allah'ın rahmet gölgesinde olacaktır. Onlardan biri de kalbi mescide bağlı olandır. Herhangi bir sebeble dışarı çıksa dahi, gönlü tekrar mescide dönmeyi ister.
Ebû Katade radıyallahü anh'dan:
Resüli Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem:
- Sizden biriniz mescide girdiğinde iki rek'at namaz kılmadan oturmasın. (Bu namaza Tahıyyetü'l-mescid ismi veriliyor.) (Buharî, Müslim)
SÜNNETLERİ EVDE KILMAK
İster farz namazların evvelinde yahut sonunda kılınan sünnetler olsun, ister diğer nafile namazları olsun bunların evde kılmanın müstehab olduğuna dair emr-i Nebeviyyeye dair hadis-i şerifler:
Zeyd b. Sabit radıyallahü anhdan:
Rasüli ekrem sallallahü aleyhi ve sellem buyurdular:
- Ey insanlar! Namazlarınızı evlerinizde kılınız. Çünkü farz namazlar müstesna olmak üzere namazın efdali evinde kıldığı namazdır. (Buharî, Müslim)
İbn-i Ömer radıyallahü anhüma'dan:
Rasüli ekrem salallahü aleyhi ve sellem buyurdular:
- Namazlarınızın bir kısmını evlerinizde kılınız ve evinizi (içinde namaz kılınmayan) kabir haline koymayınız. (Buharî, Müslim)
Cabir radıyallahü anhden:
Rasülü ekrem sallallahü aleyhi ve sellem buyurdular:
- Sizden biriniz namazını eda ettikde, namazının bir kısmını da evinde kılsın. Çünkü Allahü Teala, o namaz sayesinde, o kimsenin evinde hayır ve bereket halkeder. (Müslim)
HATEM ESAMM'IN NAMAZI
Hatem-i Esamm (k.s.) Asım bin Yusuf'u ziyarete gitmişti. Asım ona:
- Ey Hatem! Namazı güzel kılar mısın? diye sual etti. Hatem (k.s.)
- Evet, buyurdu.
Asım, nasıl kıldığını sordu.
Hatem (k.s.)
- Namaz vakti yaklaştığı zaman, abdest azalarımı iyice yıkayarak güzel bir abdest alırım. Sonra gelir namaz kılacağım yere dikilirim. Her bir uzvum karar ve sükunet bulur. Kabe'yi iki kaşım arasında, makamı sadrımda, Allahü teala'yı üzerimde kabul ederim. O, kalbimde ne varsa bilmektedir. Sonra ayaklarımı sırat üzerinde, cenneti sağımda, cehennemi solumda, ölüm meleğini de arkamda farz ederim. Ve bu namazıma sanki son namazmış gibi niyyet ederim. Sonra ihsan üzere, sanki Allahü Teala'yı görürcesine bir tekbir alırım. Kıraetimi tefekkürle yaparım, rukûu tevazu ile, sücûdu tazarru ile yaparım. Bunları tam yapmış olarak otururum. Reca üzere teşehhüd ederim, sünnet üzere selam veririm. Sonra bu namazımı ihlasla tamamlarım. Havf ve reca arasında yaşarım. Namazımı böyle kılmağa sabırla devam ederim, buyurdu.
Bunları dikkatle dinleyen Asım, dediki:
- Ey Hatem! Sen her namazını böyle mi kılarsın?
Hatem kuddise sirruh:
- Evet, otuz seneden beri böyle kılarım, dedi.
Bu cevap üzerine Asım (k. s.) ağladı ve dedi ki:
- Ben hiçbir zaman namazımı böyle kılmadım. (M. Sami -k. s.- Bakara Suresi Tefsiri)
HERKESE TÂKATINCA...
Her devrin mürşidleri, bulundukları zamanın, insanlarının seviyesine, yani anlayış kabiliyetlerine göre, eserler yazarlar, nasihatlerde bulunurlardı.
Mesela altmış sene önce, Es'ad Erbilî kuddise sirruh hazretlerinin yazmış oldukları, Mektûbat, Divan gibi şaheserler, bugün rağbet görmemektedir. Hatta ehl-i irfan dahi istifade edememektedir.
Sebebine gelince: o zamanki o güzelim Türkçemiz (Osmanlıca) tamamen terk edilmiş (öz Türkçe kelimeler bile) yerine bir çok uydurma kelimeler sokuşturulmuş zaruret olmadığı halde garb menşe'li ilaveler edilmiştir.
Bugün bizim konuştuklarımızdan çocuklarımız, onların kelamlarından da torunlarımız anlayamamaktadır.
Yetmiş sene evvelki insanlar, madde aleminden uzak, temiz çevrelerde, bilgili imanlı kimselerin taht-ı terbiyesinde yetiştikleri için, hassas duygulu ve ince hususları seziş kabiliyetinde idiler. Yani leb demeden leblebiyi anlarlardı. Büyüklerimiz arife bir işaret kafidir sözünü çok kullanırlardı.
Halbuki her hangi bir lisanın değer kazanması, zenginleşmesi, uzun zamanlara, asırlara mütevakkıftır. Mesela Fransızca garbın en zengin, en kibar bir edebiyat lisanıdır. Ancak kendi özünden başka latince, grekçe, arabçadan kelimeler almak suretiyle bu ihtişamını kazanmıştır.
Fransızca öğretmenim Angel isminde bir Yahudi idi. Kendisine kolay gelmesi bakımından, Fransızca kelimelerin karşılığını, hep eski Türk harfleri ile yazar ve mecburi olarak Osmanlıca kelimeler kullanırdı.
Hatem Esamm kuddise sirruh'un namaz kılış şeklini bu şekilde tarif etmesi, o zamanın insanlarını bu şekilde gafletle namaz kılmakdan uyandırmak içindi. Halbuki bu şekil, bazı kimselerin namazlarına heyecan verir, bazıları da istifade eder, bazıları da büsbütün şaşırırlar, huşu ve huzur halini kaybederler.
Allahü Teala'nın bazı kulları vardır ki,O'nun varlığında yok olmuşlardır. Ne kendilerini, ne sıratı, ne cenneti ne cehennemi ne de Azraili bilirler.
Onları, Allah'ın sevgisi o kadar kuşatmıştır ki, ondan başkası, hatırlarında değildir.
Buna rağmen nefisleri ne kadar körelmiş ise de, gene tehlikededirler. Maneviyat ehillerine nefsin hilesi başka başka yönlerden olur. Şeytan daima pusudadır. O da ona yardımcı olunca Allah muhafaza etsin, bazen çok kötü sonuçlar alınır.
Bel'âm-ı Baûra zamanının en büyük velîlerindendi. Bir dediği iki olmazdı. Ne hacet dilese Allahü Teala, hemen duasını kabul ederdi. Sevenlerden değil sevilenlerdendi.
Ona rağmen, zaman geldi, nefsine ve şeytana uydu. Şöhret ve dünyaya meyletti, îmansız olarak ahirete göçtü.
Rabbımız azze ve celle hazretleri cümlemizi bu gibi afetlerden, kötü sonuçlardan muhafaza buyursun! Amin.
Allahü Teala'nın yaratmış olduğu milyarlarca insanın ilim, anlayış ve imanları değişiktir. Mesela bir mecliste kırk Müslüman olduğunu tasavvur edelim. Bunların kırkının da ilimleri, görüşleri ve imanları aynı derecede değildir. Bu bahsettiklerimiz her an değişir, azalır veya çoğalır. Çünkü bu bir taksimatı ilahîdir. Allahü Teala hazretlerinin, kudretinin, san'atının bir delilidir.
Şu var ki kul. Cenabı Hakkı'n emirlerine, yasaklarına sabr-ı sebat ederek, büyük ihlas ve samimiyet üzere yerine getirdikçe imanı artar, görüş ufku genişler, Allah'a aid bilgisi artar, arttıkça da hayranlığı tezayüd eder. Allahü teala ve tekaddes hazretlerinin daimi murakabesinde olduğunu yakinen anlar.
Her kulun anlayış, seziş kabiliyeti zekası, değişik olması bakımından Muhterem Üstaz Mahmud Sami Ramazanoğlu kuddise sirruh hazretleri, saliklerine, lüzumlu olan ana hatlar üzerinde izahat verirler, istikamet, ihlaslı olmağı, az yemek, az konuşmak, az uyumak, harama helala dikkat etmeği ve edebi muhafaza hususunda ısrarla dururlar, furûata geçmezlerdi. Yani ağacın köküne sarılmağı tavsiye ederler, dalları hususunda fazla meşgul olmazlar, salikleri kendi hallerine bırakırlardı. Çünkü ihlas ile köke sarılan (yani Kur'an-ı kerim ahkamına, sünnet-i seniyye'ye) zaman gelir, onun dallarından, yapraklarından hatta meyvelerinden bile istifade eder.
LÜZUMUNDAN FAZLA TİTİZLİK
Herkesin zekası, ilmi, ayrı şekilde cereyan ettiğine göre:
Adap, giyim ve ibadet hususunda lüzûmundan fazla titizlik adapsızlıktan ileri gelmez mi?
Mesela, zikir, murakabe, tefekkür gibi ibadetlerin karanlıkta yapılması lazım gelirken (zihnin dağılmaması için) içine korku hatta lüzumsuz havatır gelen kimse aydınlıkta yapabilir.
Mesela, edeb üzere iki dizi üzerine oturarak, evradını yapan kimse (romatizma veya herhangi bir rahatsızlık sebebiyle) başka şekilde oturarak yahut ta bir koltuk veya iskemle üzerinde tamamlar.
Mesela, tefekkür-i mevtde salike bir korku gelirse yalnız kısaca ölümü düşünür, onun için bu kafidir, daha derinine gidilirse, kabir ahvali, meleklerin sualleri düşünülür, herkes kendi mizacına göre vaktinde, dikkatlice vazifesini ifa eder.
Emr bi'1-ma'ruf, nehy-i ani'l-münker, yani bir mü'min diğer bir mü'minin, İslamî, ahlakî noksanlarını görünce onu ikaz etmesi ve uyandırması lazımdır. Bu Cenabı Hakk'ın emridir.
Bu hususta çok dikkatli ve bilgili olmak gerekir. Bu vazifeyi yapan kimse, evvela kendi nefsini ıslah etmeli, sonra da başkası ile meşgul olmalı. Yerinde yapılmayan müdahale, bazen zararlı bile olabilir, kaş yaparken göz çıkarılmış olur, hatta ikaz edilen muhatabın küfrüne dahi sebep olunabilir.
İmam Gazali kuddise sirruh hazretleri:
Aşırı cimriliğin, heva ve hevesin zirveye çıktığı, azgınlaştığı zamanlarda emr bi'1-ma'ruf yapmak hususunda dikkatli olmağı tavsiye ediyor.
Çünkü Allah'ın yarattığı her kulun ilmi, anlayışı değişiktir.
Takriben yirmi sene kadar evvel Eyüb Sultan Camiinde namazımızı eda ettikten sonra, çıkarken kapı önünde bir kadın bekliyordu. Gayet saygılı ve samimi bir şekilde yanımıza yaklaştı. Bilmediği bir şeyi öğrenmek istiyordu. Kadıncağız sualini sormadan yanımdaki yaşlı şahıs onu öyle hakaretâmiz bir şekilde azarladı ve kovdu ki, o sualini soramadan yanımızdan hemen uzaklaştı. Hürmet ve saygısının yerini kin almıştı muhakkak.
Herkesin bilgisi görüşü aynı olmadığına göre, o kadıncağızın saygı ve samimiyetinden istifade ederek onu tenvir etmek gerekirdi. Onun soracağını iyice dinledikten sonra, önümüze bakarak tatlı bir eda ile:
- Hemşire! Bundan sonra başını örtmeği ihmal etme! Bu Cenab-ı Hakk'ın emridir ve hemşirelerimizin haysiyet ve şerefidir.
Denilse idi, Allahü alem çok tesirli olurdu. Çünkü kadın saygılı ve samimi idi. Adil hükümdar Mahmud Gaznevî'nin Ayaz isminde bir veziri vardı. Her zaman tazimle sultanın huzurunda el pençe divan durur, daimi olarak huşu halini muhafaza eder, başına kuş konmuş gibi durur, kendisinde en ufak bir hareket görülmezdi.
Bir gün, her nasılsa, ayağının ucunu oynatmıştı.
Bunu gören sultan, bunun sebebini anlayamadığından, bu işin tahkikini yapmak için bir memurunu vazifelendirmişti. Memur, vezire bunun sebebini sorunca vezir:
- Ayakkabımın içine akrep sıkışmış, yedi kere soktu acısına sabrettim. Sekizincisinde tahammülüm kalmadı, cevabını vermiş.
Dünya sultanlarına bu kadar tazimde hürmette bulunulduğuna göre, acaba bizler, Sultanlar Sultanı olan Allahü Teala ve tekaddes hazretlerinin, huzurlarında aynı itinayı göstererek her hal ü hareketimizde, bu saygıyı ve tevazuu gösterebiliyor muyuz?
Seyr ü sülükde, salikin dersi tekamül ettikçe, murakabe hali tecellisiyle;
- Biz Rabbımızla beraberiz, onun huzurundayız.
Şuuru zihnimizde yer eder. O zaman gene Cenab-ı Hakk'ın izniyle, edebimizi muhafaza edebiliriz.
DUAMIZ
Yarab! Bizleri namazlarını dosdoğru kılanlardan eyle! Namazda pek çok sırların gizli olduğu muhakkak, bizleri bu sırlardan haberdar eyle! İmanımızı, ihlasımızı ahlakımızı, aşkımızı daimi olarak artır ki, huşu üzere ibadet edebilelim. Senin evvelin yok, ahirin yok, büyüklerin en büyüğüsün. Onun da bir sınırı yok. Merhametlilerin en merhametlisi ve yegane affedici sensin.
Bizler aciz, asi zavallı mahluklarınız. Bizlere merhamet et! Yapmış olduğumuz ve bilmeyerek yapmakta olduğumuz kusurlarımızı bağışla, senden sana iltica ederiz, affına sığınırız.
Günlerimiz devamlı olarak geçmekte olmasına rağmen toparlanıp da, o yüce kulluk yoluna kendimizi koyamadık. Bu ne kadar devam edecek? Bu perişan halimizden üzülüyor, kederleniyoruz. Elhamdülillah, buna rağmen ümitsizliğe düşmüyoruz.
Uluların ulusu Yüce Allah! Sen bizim kalplerimizi biliyorsun! Kereminle lütfunla onları ıslah et, günahlarımıza da agahsın! Onları da hem ört hem affet. Biz senin yasak ettiğin yerlerde değil de, senin emrettiğin yerlerde bulunalım daima, ülfetimiz zakirlerle salihlerle olsun!
Bizleri kendinde eylediğin has kullarından eyle! Aşkımızı, şevkimizi, ihlasımızı artır. Bizi senden ayıran her şeyi bizden uzak kıl. Bizi sevdiklerinle haşir, neşir eyle. Onları bizlere sevdir, onları sevmek ve onlar tarafından sevilmemiz seni çok hoşnut eder.
Bir an bile sensiz nefes almayalım! Neş'emizde kederimizde, her an seninle beraber olalım. Sıratı müstakimden, istikametten bizleri ayırma, her kötü halimizi iyiliğe tebdil eyle. Ne dünyaya, ne de ukbaya meylettir, senin rızan yolunda eriyelim.
Sevgili Habib'in, O'nun ehl-i beytinin, sahabe-i kiram ve has dostlarının hürmetine Ya Rab!