İki Sınıf İnsan: Dünyaya Aldanan ve Rabbini Anan

İki Sınıf İnsan: Dünyaya Aldanan ve Rabbini Anan

“Kendisi daima takip altında olduğu hâlde gaflete düşen kişiye şaşarım! Ölüm her an peşinde olduğu hâlde devamlı dünyayı düşünen kişiye şaşarım! Allah’ı razı mı ettiğini yoksa kızdırmış mı olduğunu düşünmeden ağız dolusu gülen kimseye şaşarım!”

Allah Teâlâ’nın kulları arasından seçip risaletle görevlendirdiği bütün peygamberlerin ortak özelliği, insanlara öncelikle Yüce Yaratıcılarını hatırlatmaktır. Zira insan unutan bir varlıktır. Bu unutkanlığın din dilindeki karşılığı ise gaflettir.

Gaflet; terk etmek, dikkatsizlik, ihmal, bir şeyin gerekliliği ortadayken bunun idrak edilememesi, nefsin arzularına uymak ve zamanın boş yere geçirilmesi gibi hallerdir. Yüce kitabımız bu hususta insanları iki sınıf olarak zikreder: gafiller ve zâkirler.

Zâkirler; Rablerini ve O’nun kulları için sevip razı olduğu güzellikleri asla unutmadan yaşayanlar olarak bildirilir.

Gafiller ise; kalbi olduğu hâlde anlamayan, gözü olup da görmeyen, kulakları olup da bunlarla işitmeyen, bu hâlleri ile de hayvanlar gibi, hatta onlardan daha aşağı durumda olup “İşte bunlar gafillerin ta kendileridir.” (A'râf, 179) ilahî beyanı ile anlatılan bir zümredir.

İlahi ikazlar insana daima zikir hâlinde olmayı, Rabbini unutmamayı ve dini hakkıyla yaşamayı emrederken, gafillerden olmamak hususunda da açıkça uyarıda bulunur:

“Sabah akşam tevazu içinde yalvararak, ürpererek ve sesini yükseltmeden Rabbini zikret (an), sakın gafillerden olma.” (A'râf, 205)

Hayatının her anıyla, genelde bütün insanlar, özelde ise çok düşkün olduğu ümmeti için emsalsiz bir örnek olan Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz; insanların Allah’tan, O’nun zikrinden ve ayetlerinden gafil olmamalarını hatırlatmış, gafil bir kalple yapılan duaların da kabule mazhar olamayacağını belirtmiştir. Çünkü insan hangi hâlde olursa olsun hem kalbini hem de davranışlarını görüp gözeten bir Rabbinin bulunduğundan asla gafil olmamalıdır.

“İnsanlar bir mecliste oturur da orada Allah’ın ismini anmazlarsa eksik bir iş yapmış, bir günah işlemiş olurlar.

Kim bir yolda yürür de Allah Azze ve Celle’yi zikretmezse eksik bir iş yapmış olur, bir günah işlemiş olur.

Kim yatağa girer de orada Allah’ı zikretmezse yine eksik bir iş yapmış, günah işlemiş olur.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 25)

İnsan bulunduğu ortamdan tesir alır. Kendisinin şuur, dikkat ve uyanıklık hâline zarar verebilecek ortamların farkına varmalı; gaflet ortamlarının kendisini etkilememesi için kendi iç dinamiklerini canlı tutabilmelidir. Allah Rasûlü (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyuruyorlar:

  • “Gafiller arasında (gafil ortamlarda) Allah’ı zikreden (O’nu unutmayan) kişi, harpten kaçanların arasında savaşan kimse gibidir.
  • Gafiller içinde Allah’ı zikreden kimse, kapkaranlık bir evdeki lamba gibidir.
  • Gafiller arasında Allah’ı zikreden kişi, kuru ağaçların ortasında yeşil bir ağaç gibidir.
  • Gafiller içinde Allah’ı zikreden kimseye Allah, daha ölmeden cennetteki makamını gösterir.

Allah, gafiller arasında Allah’ı zikreden kulunu, bütün insanlar ve hayvanlar sayısınca mağfiret eder.” (Ebû Nuaym, Hilye, VI, 181)

Efendimiz (s.a.v.) başka hadis-i şeriflerinde ise gafletin insanı düşürdüğü tehlikeleri şöyle tarif etmiştir:

  • “Boş hayallere kapılıp da böbürlenerek, Kebîr ve Müteâl olan Allah’ı unutan kul ne kötü bir kuldur.
  • Zorba ve mütecâviz olup da Cebbâr olan Allah’ı unutan kul ne kötü kuldur.
  • Gaflete dalarak gülüp oynayan, kabirleri ve yer altında çürümeyi unutan kul ne kötü kuldur.
  • Taşkınlık eden, azgınlık yapan, başlangıcını ve sonunu unutan kul ne kötü kuldur.
  • Dindar görünüp, insanları aldatarak dünyevi menfaatler peşinde koşan kul ne kötü kuldur.
  • Şüpheli şeylerle dinini bozan kul ne kötü bir kuldur.
  • Hırs ve tamah yüzünden mâsiyetlere sürüklenen kul ne kötü kuldur.
  • Heva ve hevesin saptırdığı kul ne kötü kuldur.
  • Dünya malına karşı aşırı arzu ve istekleri kendisini zillete düşüren kul ne kötü bir kuldur.” (Tirmizî, Kıyamet, 17/2448)

“Kendisi daima takip altında olduğu hâlde gaflete düşen kişiye şaşarım! 

Ölüm her an peşinde olduğu hâlde devamlı dünyayı düşünen kişiye şaşarım! 

Allah’ı razı mı ettiğini yoksa kızdırmış mı olduğunu düşünmeden ağız dolusu gülen kimseye şaşarım!” (Kudâî, Şihâbü'l-Ahbâr, No: 382) 

Kur'an-ı Mübîn’in ve Rasûl-i Ekrem’in kendisinden korunulması konusunda açık beyanları bulunan gaflet hâlini hazırlayan sebepler olduğu gibi, insanda farkında olarak veya olmayarak oluşan bu hâlin elbette ki dünyevi ve uhrevi sonuçları da bulunmaktadır.

Dünya hayatına ve zevkine aşırı bağlılık, dünyalık makam ve eğlencelerin kalbi tamamen istila etmesi insanda ahiret hayatının unutulmasına yol açar. İnsan ahiretten gafil bir hayata sürüklenir. 

Günahlarda ısrar etmek bir gaflet sonucudur. Zira işlenen her günah kalpte siyah bir leke bırakır; tövbe edilmediğinde bu lekeler çoğalır, kalbi kaplar ve insan iyiyi kötüden ayırt edemez hâle gelir.

En önemli gaflet sebeplerinden biri de şüphesiz ölümü ve ahireti unutmaktır.

Hiç ölmeyecek gibi yaşamak, hesaba çekileceği günü hatırdan çıkarmak gerçekte en büyük gaflet amillerindendir. Bütün bu ve benzeri sebeplerle oluşan gaflet hâlinin sonucunda:

  • İman zayıflar,
  • Kalp gitgide kararır ve katılaşır,
  • Vakitler israf edilmeye başlar,
  • İbadetlerden uzaklaşma ve isteksizlik hâli oluşur. Bunların neticesinde ise ebedî bir hüsran riski ortaya çıkar.

Hayatı gaflet perdesi altında geçiren bir insanın son nefesinde imanla göçmesi ve ahirette arzuladığı mükafata ulaşması da güçleşir.

“Onlar gaflet içindeyken ve iman etmemiş iken işin bitirildiği o pişmanlık gününün dehşetine karşı onları ikaz et!” (Meryem, 39) âyet-i kerimesiyle hatırlatılan o dehşetten gafil olmamak için;

  • Zikir ve Kur'an ile kalbi diri tutmalı,
  • Ölümü ve ahireti devamlı tefekkür etmeli,
  • Sâlihlerle beraber olunmalı,
  • Amellerimiz az da olsa devamlı olmalı,
  • Günlük muhasebeye devam etmeli ve
  • Dünya meşguliyetinde dengeyi sağlamalıyız.

Rabbimiz bizleri gafillerden değil; kalbi ve hayatı, Rabbiyle beraberlik şuuruyla diri olan kullarından eylesin.