İhlâs ve Hüsnüniyet

İhlâs ve Hüsnüniyet

Allahü Teala ve tekaddes hazretleri buyuruyor:

"İnsanlar, ihlaslı ibadetten başkasıyla emir olunmadı." (sûre-i Beyyine, 5).

"Halis din Allah için olandır." (sûre-i Zümer, 5.)

Rasülü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor:

' 'Allahü Teala buyuruyor ki: îhlas benim sırlarımdan bir sırdır. Onu, sevdiğim kulun kalbine yerleştiririm."

Ahmed ibn Hadraveyh Allah Tealayı rüyasında gördü, buyurdu ki:

—Bütün insanlar benden isterler, yalnız Ebû Yezid beni ister,"

Şibiî -kuddise sırruhu-yi rüyada gördü­ler. "Allahü Teala sana ne yaptı?" dediler. De­di ki:

—Bana biraz gazablandı, çünkü bir defa dilimden: "Cenneti kaçırmaktan büyük han­gi ziyan vardır?" sözü çıkmıştı.

Buyurdu ki:

"Hayır öyle değildir. Seni görmeyi kaçırmakdan, daha büyük hangi ziyan vardır." de-rneliydim.

NİYET AMELİN FEVKINDEDİR

"Niyet amelin fevkihdedir. Bir kimsenin kulluk niyeti cehennemden korkmak yahud cennet nimetlerine kavuşmak olabilir. Cen­net için kulluk eden mide ve fercin kulu olur. Kendisini mide ve ferç arzularının bulundu­ğu yere çeker ve götürür. Cehennemden korkduğu için amel eden, kötü bir köle gibidir, an­cak korkusu yüzünden iş yapar. Bunlar her ikisi de Allah için amel yapmış sayılmaz. Be­ğenilen kul, yapdıklarını cennet ve cehennem sebebiyle değil, Allah için yapan kuldur. Bu, bir kimsenin, sevgilisine, sevgili olduğu için bakması, onu sevdiği için olub altun ve gü­müş beklememesine benzer. Altun ve gümüş için bakanın niyeti altun ve gümüş olur. O halde Allahü Teala'nın, cemal ve celalinin, mahbub ve maşuku olmayanlar, böyle niyet edemez. Böyle olan kimsenin ibadeti Allahü Teala'nin cemalinde tefekkür ve onunla münacaat olur. Bunlar hakikatte Allah'ın dost­ları ariflerdir."

Kulluk vazifelerimizi Hak celle ve ala hazretinin rızası için yapmalıyız. Başka maksadlarla yapılan işlerde hayır yokdur.  İbadet Allahü Teala için yapılırsa, değeri çok büyük olur. Başkalarının senasına veyahud ihsana nail olmak gayesiyle yapılırsa, bilakis Hak celle ve ala hazretlerinin gadabına sebep olur, ki zahiren kusursuz gibi görünen bu amel­ler sahibinin cehenneme girmesine bile sebep olur.

İbadetler ne niyetle yapılırsa, karşılığı da ihlas ve niyet ölçüsünde olur. Halis bir niyetle vazifesini ifa edenler hem dünya hem de ahiret nimetlerine nail olurlar. Niyetlerinde sa­mimi olmayanlar ihlassızlıklarının neticesi olarak hüsrana uğrarlar.

Allahü Teala ve tekaddes hazretleri, kullarının hatasız ihlasla yapmış oldukları dış ibadetlerini mükafatlandırdığı gibi kullarının kalblerinde beslemiş oldukları saf, temiz niyetlerini de belki daha ziyadesiyle değer­lendirir. Elhamdülillah.

Allahü teala ve tekaddes hazretlerini sev­mek ve kendisine karşı hüsnü zan sahibi olup, teslim olmak ne büyük seadetdir. Keza fahri kainat, eşref-i mahlükat olan sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz hazretlerini, ehli beytini ve ashabını -radıyallahu anhum- hazeratını sevmek kendileri hakkında iyi ni­yet beslemek, rabbımızın bizlere ne güzel ih­sanıdır. Allahü teala hazretlerinin velilerini sevmek, onlara karşı hörmetli olmak, hüsnü zan beslemek, tarifi kabil olmıyan ne büyük beşaretdir.

Allahü teala ve tekaddes hazretleri:

—Ben kulumun zannı indindeyim, bu­yurmaktadır.

Cenabı Hakkın afvinden ümid var olup hüsnü zan besleyen bir fasık, Cenabı Hakkın rahmetinden ümidini keseri; yeise düşen bir abidden Rabbısına daha yakın olmuş oluyor.

Şeytanın tuzaklarından birisi de, daima mü'minleri ümid sizliğe düşürmek suretiyle kalblerine vesvese vermektir. Rasûlü Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem buyurur:

—"Allahü Teala rahmeti yüz parça kıl­mış, doksan dokuzunu kendi yanında tutup, bir cüz'ünü yer yüzüne indirmiştir. Bütün halk, mahlükat bu bir cüz sayesinde birbir­lerine merhamet ederler. Hatta yavrusunu in­citme korkusuyla kısrağın ayağını kaldırması bu rahmetten dolayıdır." (Buhari, Kitab-ül-Edeb).

ŞEHİD—ALİM—ZENGİN

Ebu Hureyre radıyallahu anh'den:

Rasûlullah sallallahü aleyhi ve sellem'den işittim. Buyurdu ki:

—"Kıyamet gününde, haikdan ilk sorgu­lanacak üç kişiden biri, şehid olmuş bir kim­sedir ki, huzura getirilir. Cenab-ı Hak ona ih­san ettikleri nimetleri sayar. O da mazhar ol­duğu nimetleri ikrar eder, Hak teala:

Bu nimetlere mukabil ne yapdın der; O da:

—Ya Rab senin uğrunda savaşdım da şe­hid düştüm, deyince:

—Hayır yalan söylüyorsun. Sana cesur desinler diye savaşdın.

Nitekim bu söz de söylenmiştir, buyurur. Sonra verilen emir üzerine yüzü koyun sü­rüklene sürüklene cehenneme atılır.

İkincisi de ilim öğrenip öğretmiş, Kur'an okumuş bir kimsedir ki, bu da celb olunup Cenab-ı Hak ona lütuf ve ihsan buyurduğu nimetleri sayar. O da bu nimetleri ikrar ve iti­raf eder. Hak teala ve tekaddes hazretleri:

—Bu nimetlere karşılık ne yapdın? Der; O da:

—Ya Rab! İlim öğrendim ve öğrettim, Kur'an okudum, cevabını verince; Cenab-ı Hak ve tekaddes hazretleri:

—Hayır yalan söylüyorsun, ilmi sana alim desinler diye öğrendin. Kur'an'ı sana kari desinler diye okudun. Nitekim bu söz de söylenmiştir, buyurulur. Verilen emir üze­rine yüzü koyun sürüklenerek ateşe atılır.

Üçüncüsü de Hak tealanın kendisine vüs'at verdiği ve her türlü servetten ihsan bu­yurduğu kimsedir ki, huzura getirilir. Cenab-ı Hak ona ihsan buyurduğu nimetleri sa­yar. O da onları itiraf eder. Cenab-ı Hak ve Te­kaddes hazretleri:

—Bunlara mukabil ne yapdın? Der;

—Ya Rab! Servetimi sırf senin uğrunda, sevdiğin yollarda harcadım, deyince:

—Hayır yalan söylüyorsun. Riyakarsın, bunları sana cömerd desinler diye yaptın; bu söz de söylenmiştir, buyurur. Sonra emrolunup o da sürüklene sürüklene ateşe atılır. (Riyazüs-salihin, hadisi Müslim rivayet et­miştir)

TEBÜK GAZVESİNDE

Ebû Hüreyre radıyallahü anh'den:

Resulü Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem buyurur:

—Aziz ve Celil olan Allah'ın rızasını kazanmaya yarayan bir ilmi sırf dünyalığını el­de etmek için tahsil eden kimse, kıyamet gününde cennetin kokusunu duymaz.(Riyazü s-salihin, hadisi Ebu Davud rivayet etmişdir.)

Ebû Abdullah b. Cabir b. Abdullah el-

Ensari radıyallahü anh'den:

Bir gazada Rasûlullah ile beraberdik.

Buyurdular ki:

— Hastalıklarından dolayı Medine'de ka­lan öyle adamlar vardır ki, her yürüyüşünüzde ve her hangi vadiyi geçtiğinizde (niyet­leri sayesinde) sizinle beraberdir. Bir rivayetde onlar ecirde sizinle müşterekdirler.

Buhari'nin rivayetine göre, Enes radıyal­lahü anh şöyle demiştir:

Peygamberle Tebük Gazvesi'nden dönü­yorduk. Rasûlü Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

—Bir cemaat bizim arkamızda Medine'­de kaldılar. Her hangi bir kısığa girer veya bir vadiyi geçersek onlar bizimle beraberdir­ler. Onları mazeretleri alıyokmuştur. (Riya­zü S. Salihin, Buhari ve Müslim'den).

İmam Ebu'l -Kasım el-Kuşeyri -kuddise sirruh- rivayet eder:

Horasan Sultan ve kahra manlarından Saffar ismiyle bilinen Amr bin el-Leys öldük­ten sonra rüyada görünüp kendisine soru­lur:

—Allah sana ne yapdı? Cevap verir:

— Allah beni afvetti.

—Allah seni ne ile afvetti! Ne iş yaptın ki hayatta, Allah seni afvetti?

—Günlerden bir gün yüksek bir tepeye çıkdım. Orada askerlerimi gördüm. Askerlerimin çokluğundan gurur duydum ve Rasûllallah'ın zamanında vaki olan savaşlara katılsaydım diye duygulandım. Bunun için Al­lah günahlarımı bağışlayarak beni mükafatlandırdı.

AMELİN ÖZÜ NİYET

Ömer b.el-Hattab radıyallahü anh'den:

Rasûlü Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem buyurur:

"Ameller ancak niyetlere göre değerlenir. Herkesin ancak niyetine göre amelinin karşılığı verilir." (Buhari ve Müslim,)

Zamanımızdaki insanların her hangi bir hadise vukuunda niyetlerinin muhtelif olduğunu müşahede etmekdeyiz.

Mesela bir yangın vukuunda, civarda bu­lunan herkes heyecanla koşarlar.

Kimisi koşar, niyetinde samimidir, ihlaslıdır. Allah rızası için kurtarılacak bir kim­se veya eşya varsa, kurtarmak için, kendini ateşe atmağı göze alır,

Kimisi koşar merhametlidir, üzülür, faideli olmak ister, beceriksizdir, elinden bir şey gelmez.

Kimisi olanları seyretmek için koşar, se­yir etmekten adeta zevk alır, üzülmez, hissiz­dir.

Kimisi, koşar, olanların sebebini dahi bilmez, herkes koşuşduğu için o da koşar.

Kimisi koşar, kötü niyet sahibidir. Bu hengamede acaba bir şey çalabilir miyim, diye.

Trafik kazalarında, zelzele ve emsali fe­laketlerde vaziyet aynıdır. Zahiren yani dış görünüşe göre, koşuşmalar, heyecanlar aynı­dır. Fakat niyetler ayrıdır.

Hüsnü niyetle yardıma koşan, istediği yardımı yapamasa bile gene temiz niyetinin mükafatını görür.

Bakınız o büyük sultan ve kumandan Amr İbni el-Leys zahiren Fahri kainat sallallahü aleyhi ve sellem Efendimizin gazasında bulunamadığı ve hiç bir yardımı, hizmeti do­kunamadığı halde, o, saf, temiz, pürüzsüz ni­yetiyle Allahü Teala ve tekaddes hazretlerinin rızasını kazanıyor ve mükafatlandınlıyor.

İman ve niyet temizliği ile manevi dere­celer alınır. Her şey Cenab-ı Hakkın yardımı ile fethedilir, İman, samimiyet ve niyet temiz­liği gene onun en büyük atıyyesidir. O bahşettiğinin muhafızı ve yardımcısıdır.

ÜÇ KİŞİNİN YUSUF HEMEDANİ'Yİ ZİYARETİ

Muhterem Üstaz Mahmûd Sami kuddise sırruh hazretleri aşağıdaki menkıbeyi sık sık tekrar ederlerdi.

Bir gencin içinde, Yusuf Hamedanî Haz­retlerini ziyaret etmek, onun manevi halinden istifade etmek, hem de duasını almak arzusu vardır.

Nihayet kararını vermiş ve bu isteğini komşusu terziye açmıştı. O da "Ben de gel­mek isterim, sebebi ise kalbimde o zata kar­şı bir tereddüt var. Bu zat hakikaten Allah'­ın dostu mu? değil mi?" aslını öğrenmek is­terim, dedi.

O gayenin tahakkuku için yola çıkmışlar ve bu esnada alim bir kimse ile karşılaşmışlardı. Alim sordu:

—Nereye gidiyorsunuz? Onlar cevaben:

—Yusuf Hemedanî isminde bir şahıs var­mış, onu ziyarete gidiyoruz, dediler. Zahirî alim dedi ki:

—Ben de uzun zamandan beri, şu adamla karşılaşıp soracağım suallerle, onu mahcup etmek, utandırmak, küçük düşür­mek isterdim, dedi.

Üçü yola çıkdılar, zahiri halleri aynı, ya­ni ziyaret... fakat niyetleri değişik.

Genç, temiz saf bir niyetle ziyaret etmek arzusunda,

Terzi, şüphesini gidermek niyyetiyle zi­yaret etmek arzusunda.

Zahirî alim, hasedi sebebiyle, mahcup et­mek niyetiyle ziyaret arzusunda idi.

Nihayet o Allah dostunun bulunduğu yere gelmişler, ziyaretçi odasına kabul olun­muşlar ve oda kapısı da kapatılmış.

Bir müddet oturmuşlar, merak ve he­yecanları artmış. Odanın ortasında büyükçe bir post varmış. Kapı kapalı olduğu halde, Yusuf Hemedanî hazretleri postun üzerinde zuhur edivermiş.

Bir müddet sükut etdikten sonra evvela gence dönmüş ve şöyle hitab etmiş:

—Evladım elhamdülillah senin hem dünyan hem de ahiretin mamur görünüyor, diyerek bu gence büyük teveccüh ve il­tifat göstermiş. Bu temiz ruhlu genç istikba­lin meşhur Abdülkadir Geylani'si olacakdır.

İkinci defa kalbinde tereddüd bulunan terziye dönerek buyurdular ki:

—Senin imtihan gayesi ile geldiğini bili­yorum. Sen dünyada çok sıkıntılara maruz kalacaksın. Fakat son demde imanını kurtaracaksın.

Üçüncü defa da hüsnü niyet sahibi ol­mayan mütekebbir alime dönerek:

—Sen hem dünyada perişan olacaksın, hem de imanını muhafaza edemeyib, iman­sız olarak öleceksin, buyurmuşlardır.