Havf ve Reca Halinde Olmalıyız

Havf ve Reca Halinde Olmalıyız

Muhterem Üstaz hazretlerini bazı günler uyandırıcı, intibaha getirici, korkutucu âyet-i kerimeler, ehâdis-i şerifeler okurlar, muhtelif misaller verirlerdi.

Hatta vefatlarından takriben iki sene kadar önce, Harre-i Şarkiyye’deki devlethanelerinde, huzurlarına kabul edildiğimde, kendilerini melûl ve neş’esiz gördüm. Biraz sükuttan sonra, aşağıdaki âyet-i kerimeyi yazmamı emir buyurdular ve mealen Türkçe olarak okudular:

“Onu göreceğiniz gün, her emzikli kadın, emzirdiğinden geçer, ve her yüklü kadın çocuğunu doğurur, insanları hep sarhoş görürsün! Halbuki sarhoş değillerdir, fakat Allah’ın azabı çok şiddetlidir.” (el-Hac, 2)

Aşağıdaki iki âyet-i kerimeyi sık sık tekrar ederlerdi:

“Yapdıklarının cezası olarak, bundan böyle az gülsünler çok ağlasınlar”(Tevbe, 82)

“Eğer küfretdiğiniz takdirde, çocukları ak saçlı ihtiyarlara döndürecek günden nasıl korunacaksınız.” (Müzzemmil, 17)

“Bildiklerimi Bilse İdiniz”

Fahr-i kâinat sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz hazretlerinin

- “Benim bildiklerimi bilse idiniz, az güler, çok ağlardınız.”

Hadis-i şerifini okuyarak daima, günahlardan sakınmanın,

Kur’an emirleri karşısında, lâkayd olmayıb tedbirli bulunmanın ehemmiyetini belirtirlerdi.

Tabiînden Hasan Basri kuddise sirruh hazretleri, yetmiş sene abdestsiz yere basmamış, veliler sadrı,

ferîd-i asr deye şöhret bulmuşdur.

Bu makamına rağmen, Hak Teâlâ ve Tekaddes hazretlerinden ziyadesiyle korkardı. Her halinden melûllük ve mahzunluk sezilir, üzüntüsünden hiç güldüğü görülmezdi.

Cehennemden bin yıldan sonra en son çıkacak olan Hannâd adlı bir kişidir.

“Keşke bin yılda tamûdan çıkan Hannâd ben olsaydım” derdi. Aşere-i mübeşşere radıyallahu anhüm hazeratı (Cennetle tebşir edilen on sahabe-i güzin) Hâce-i kâinat -sallallahü aleyhi ve sellem- efendimiz tarafından cennetle müjdelendikleri halde, hata etmekden çok korkarlar, vakitlerini daimi istiğfarla geçirirlerdi.

Süfyan Sevrî kuddise sirruh hazretlerinin gençliğinde beli bükülmüş, ihtiyar gibi olmuşdu. Sebebini soranlara:

- Kendisinden ilim öğrendiğim bir hocam vardı. Ölüm halinde kendisine imân telkin etdiğim halde, kelime-i tevhidi getirmedi, imânsız gitdi. Bunun üzerine nasıl olur da belim bükülmez? derdi.

Anlatıldığına göre Ömer İbni Abdilaziz hazretleri, bir gece namaz kılıyordu. Namazda, Fatihâ’dan sonra aşağıdaki âyetleri okumuşdu. Bu esnada çok hislendi. Ağlamağa başladı. Daha sonra aynı ayetleri tekrar tekrar hem okudu, hem de ağladı ve böylece sabahı etdi.

Okuduğu âyetler şunlardı:

- Boyunlarında, boyunduruklar ve zincirler bulunduğu halde ki onlar bu vaziyette önce sıcak suyun içinde sürüklenecekler, sonra da ateşde yakılacaklardır. (Mü’min, 71, 72)

Hakim kuddise sirruh buyurur ki:

- Şu üç şeyden başka bir şeye ihtimâm gösteren veya o üç şeyden başka bir şey için kederlenen kişi hüznü de süruru da bilmiyor demektir.

Bunlardan biri: Ömrünün imânlı olarak son bulup bulmayacağı hususunda kederlenmek ve endişelenmekdir. Kişi bu hususda kederlenmeli, endişelenmeli ve bu dünyadan imânlı olarak göçebilmek için her türlü gayret ve ihtimamı göstermelidir.

İkincisi; Allah’ın emirlerini tam olarak yerine getirip getirmediği hususunda kederlenip endişelenmektir. Kişi bu hususta da kederlenmeli, endişelenmeli. Ve Allah’ın emirlerini tam olarak yerine getirebilmek için, her türlü ihtimam ve gayreti göstermelidir.

Üçüncüsü: Hasımlarından yakasını kurtarıb kurtaramayacağı hususunda kederlenip endişelenmektir.

Hasret ve Nedamet Günü

Temim Dârî hazretlerinin aşağıdaki âyeti kerimeyi bir gece sabaha kadar tekrar tekrar okuduğu ve ağladığı rivayet edilir:

“- Yoksa kötülükleri işleyenler, kendilerini, imân ederek iyi amel ve hareketlerde bulunanlar gibi yapacağımızı dirim ve ölümlerinin bir olacağını mı sandılar? Hükmede geldikleri bu şey ne fena.” (Câsiye, 21)

Hesab Günü

İnsan başı boş olarak yaratılmamışdır. Yapdıklarından bir gün hesaba çekilecekdir. Hesab günü hiç bir kimsenin kimseye faidesi, yardımı olmayacaktır. Herkes kendi hesabını kendi verecekdir.

Allah’a Güvenmek

Kul, her varlığın, yegâne sahibi Allah Teâlâ ve Tekaddes hazretleri olduğunu tam idrak ederse, insanların ne mevkide olurlarsa olsun, birer aciz zavallılar zümresi olduğunu ve ellerinde mahdud bir selahiyetten başka bir kuvvetleri olmadığını anlar. En yakınlarına hatta çoluk çocuğuna dahi bel bağlamaz. Malına, şöhretine güvenmez. Her şeyin Hak celle ve ala’nın yardımı ile tecelli ettiğini bilir, yaratanına karşı, bilgisi, bağlılığı, sevgisi, teslimiyet ve tevekkülü artar, yaratılmışlardan hiç bir şey beklemez hale gelir. Gene her sıkıntının sabırla sona ereceğini ve her darlığın sonunda da bir genişlik ferahlık olduğunu bilir.

Kul havf ve recâ halinde olmalıdır. Hem Hâlık teâlâ ve tekaddes hazretlerinin afvından ve mağfiretinden ümitvar olmak, hem de azabından korkub mâsıyetlerden sakınmak, hem de harama helâle itina etmek gerekir.

Havf, Hak celle ve alâ hazretlerinin azabından korkmak,

Recâ, Hak celle ve alâ hazretlerinin afvına sığınmakdır.

Havf ve recâ iki kanat mesâbesindedir.

İnsanın ömrünün sonlarında recâ hali daha kuvvetli olmalıdır. Allah teâlâ ve tekaddes hazretleri buyurur:

"De ki: Ey kendilerinin aleyhinde (günahda) haddi aşanlar! Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz. Çünkü Allah bütün günahları yarlıgar. Şüphesiz ki o çok yarlıgayıcıdır, çok esirgeyicidir. (Zümer /53)

Rasûl-i Ekrem efendimiz bu âyet-i kerimeyi okuduğu vakit:

-Aldırış etmez, O gafur ve rahimdir, buyurdu.

İbn-i Abbas radıyallahu anh'dan : (Ashab-ı Kİram Menakıbı, Mahmûd Sâmî)

"Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz Vahşi'yi İslâm'a davet etmek için birini gönderdi.O da Rasûlullah efendimiz hazretlerine şöyle haber gönderdi:

- Ya Muhammed, sen bir kimseyi öldüren yahud Allah'a şirk koşan yahud zina eden kıyamet günü iki kat azaba uğrar ve cehennemde hor ve hakir olarak ebediyyen kalır" diye söylemiş iken beni nasıl İslâma davet ediyorsun? Ben ki bunların hepsini yaptım. Hiç benim için bir kurtuluş yolu olur mu ki?

Bunun üzerine Allah teâlâ ve tekaddes hazretleri :

" Ancak tevbe eden ve iman edib de salih amel işleyen müstesnadır.Çünkü bunların kötülüklerini Allah iyiliğe çevirir" âyetini inzal etdi. (Furkan suresi/ 70)

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz bu âyeti Vahşi ve arkadaşlarına gönderdi. Vahşi dedi ki:

- Bu benim boynumda bir bağdır. Ben ona takat getiremem. Bundan başka var mıdır?

Allahü teâlâ ve tekaddes hazretleri:

- Allah kendisine şirk koşulmasını kat'iyyen mağfiret etmeyecekdir. Bundan başka günahlardan dilediklerini mağfiret edebilir." (Nİsa /48) âyetini inzal buyurdu.

Rasûlulluh sallallahu aleyhi ve sellem bunu da gönderdi.Vahşi diyor ki:

- Ben şüpheye düşdüm, mağfiret edilip edilmeyeceğimi bilmiyordum. Bundan başka ümid kapısı var mıdır? dedim.

Allahü teâlâ ve tekaddes hazretleri:

"De ki: "Ey nefislerine zulmetmek hususunda ileri giden kullarım. Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz. Allah bütün günahları afveder. Muhakkak o gafur ve rahîmdir." (Zümer/53) ayetini indirdi.

Rasûlü Ekrem efendimiz bu âyeti de gönderdi.Vahşi:

- Bu ne güzel, dedi ve arkadaşları ile beraber müslüman oldu. Rasûlü Ekrem efendimizin yanındaki müslümanlar:

- Ya Rasûlallah bu sadece Vahşi'ye mi mahsusdur, yoksa bütün müslümanlara mı? dediler.

Rasûlullah sallallahu aleyi ve sellem efendimiz:

-"Bütün müslümanlara" diye buyurdular.

Ey önü, sonu, evveli, ahiri, bidayeti, nihayeti olmayan, her türlü mekândan, zamandan, cihetden münezzeh olan, ulular ulusu, yüceler yücesi, kâinatın yaratıcısı Allahım! Şan, şeref, kuvvet, kudret bütün âlî sıfatlar sana aid. Bizler mahlûk kullar olarak, senin o ince san’atını ve hududsuz derin ahlâkını nasıl idrak edebiliriz. Kerem et, lutf et de basiret penceremiz açılsın da bir şemme olsun nasibimize göre seni anlayabilelim. Aşkımızı, ziyadeleştir de, sayende kulluğumuzu büyük bir şevk ve edeb içinde ifa edebilelim. Tamamlık, kemal senin sıfatın, noksanlık ise bizim sıfatımız, bizleri bağışla, hatalarımız sebebiyle yakma! Allahım! ancak senin afvına, rahmanlığına, gaffarlığına güveniyoruz. Adaletinle muamele etmene değil.