Dünya İmtihanı Nasıl Kazanılır?

Dünya İmtihanı Nasıl Kazanılır?

Ebu Said el-Hudri (r.a.)’den rivayetle, Resûlü ekrem (s.a.v.) buyurdular:

- Benden sonra size dünya nimetlerinin açılıp, onlara gönlünüzü kaptırmanızdan endişe ediyorum, buyurdu.

Bunun üzerine ashab-ı kiramdan bir zat:

- Ya Resûlallah! Hiç refah ve bolluk kötülük getirir mi ki endişe ediyorsunuz, diye sordu. Peygamber (s.a.v.), bir müddet vahyi bekleyerek sükût etti. O sırada biz Resûlullah’a vahy geliyor, dedik. Oradakiler sanki baş taraflarındaki kuşları ürkütüp kaçırmak istemeyen avcılar gibi sessiz sedasız duruyorlardı. Nihayet Resûlullah (s.a.v.) vahy halinden sıyrılınca vahy sırasında alnında biriken terledi sildi ve:

- Az önceki soru soran kimse nerede veya, “servet kötülük getirir mi?” diyen zat nerede?

Diye üç defa tekrarladı, sonra buyurdu ki:

- Gerçekten servet, felaket getirmez, fakat sebeb olur. Bakınız! Baharın getirdiği otlardan zehirli bir çeşidi vardır ki o, yiyen hayvanı öldürür veya ölüme yaklaştırır. Ancak yeşil ot böyle değildir. Onu otlayan hayvan için ölüm tehlikesi yoktur. Bu hayvan o yeşil otu yer, karnını doyurunca, bahar güneşinin karşısına geçip güneşlenir, kolayca tersler, işer, sonra döner gene otlar.

İşte dünya malı da cazip ve tatlıdır. Hangi müslüman bu malı helâl yoldan kazanır, bir kısımını Allah’ın rızasına ermek için yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara verirse, o ne hayırlı bir kimsedir. Kim de, onu helâl yoldan kazanmazsa, o doymak bilmeyen bir obur gibidir. Onun bu serveti, kıyâmet gününde boynuna dolanıp, aleyhinde şahidlik edecektir, buyurdu. (Cihad, 37; Cevâhirul’-Buhârî)

* * *

Resûlü ekrem (s.a.v.) efendimiz bir hadis-i şeriflerinde:

– Farzları ifadan sonra, en mühim ibâdet mü’min kardeşlerinizin kalplerine, gönüllerine sürûr vermektir, buyurmaktadır. Bu böyle olunca:

Yetimlerin, sahibsiz dulların, gözü yaşlı, bağrı yanık ihtiyaç sahiplerinin yardımına koşup, her hususda yardımcı olarak gönüllerine sürûr vermek, Allahü Teâlâ’ya yakınlıkdır. Ve en faziletli bir ibâdet ve kulluk vazifesidir.

Çok kimseler namazlarını kılmak ve oruçlarını tutmakla dini vazifelerini edâ ettiklerini sanarak müsterihtirler. Bu kâfi gelir mi? Hayır.

Cenâb-ı Hakk’ın emirlerine riâyet ve tanzimle beraber mahlûkatına şefkatli olmak gerekir. Bu da ancak fedakârlık, samimi bir hizmetle elde edilir.

Demek ki her aklı selim sahibi müslümanın farzları edâ, haramlardan kaçındıktan sonra, dikkat edeceği husus, müslümanlığa, cemiyete, mahlûkata, hizmet ve yararlı olmayı benimsemesidir.

Sırf Allahü Teâlâ’nın rızasını kast ederek, bedenî fikrî ve malî hizmette bulunamayanlar, kâmil mü’min olamazlar. Çünkü bu sayılanlar, farzların mütemmimi ve Resûlü ekrem (s.a.v.) efendimizin sünneti seniyyesinden cüzlerdir.

Her ferd, Allahü Teâlâ’yı seven kişi, Rabbısının kendisine vermiş olduğu kabiliyet ve ihsan ölçüsünde kendisini mes’uliyetli bilmelidir.

* * *

Nefsimizle meşgul olup, onun serkeşliği ile mücadele etmek en büyük cihad olduğu gibi zenginlerin zekâtlarından başka bütün yapmış oldukları hayırlar cihaddır, sadakadır.

Öğretmenlerin fî sebîlillah öğrettikleri meşrû bilgiler cihattır, sadakadır.

Asâkir-i İslâmiyyenin hududları düşmandan muhafaza etmeleri, cihaddır, sadakadır.

Doktorların hastahanelerde, şefkat ve büyük bir itina ile hastaları fî sebîlillah tedavi etmeleri cihaddır.

Sanatkârların, memurların, işçilerin de üzerlerine aldıkları vazifeyi hüsn ü istimal etmeleri, cihaddır, sadakadır.

Bazı laf mücahidleri vardır ki, yerler, içerler, yerli yersiz devamlı konuşurlar, nefislerinin her arzusunu yerine getirirler. İşleri, güçleri tembel tembel oturup şunun bunun aleyhinde bulunurlar. Yarım yamalak bilgileri ile her konuya burunlarını sokarlar, faideli olmak yerine zararlı olurlar. En ufak bir hizmeti yüklenemezler.

Hâlık Teâlâ ve Tekaddes hazretleri, bunlara hidayet yolunu açsın!

Ve hepimize de hakiki mücahidlerin yolunda gitmeği nasip eylesin. Amin.

Altınoluk Sohbetleri-3, Sâdık Dânâ, s. 159-169