Aşağıdaki ayet-i kerimelerde Allahü Teâlâ buyurur.
- Allah'ın fazlından kendilerine verdiği şeye bahillik (cimrilik) edenler, hiç bir zaman onu kendilerine hayır sanmasınlar. Aksine bu kendileri için bir şerdir. Onların cimrilik ettikleri şey, kıyamet günü boyunlarına dolanacaktır. Göklerin ve yerin mirası Allah'ındır. Allah bütün yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
(Al-i imran süresi ayet 180)
- Onlar ki, harcadıkları zaman israf etmezler, sıkılık da (cimrilik de) yapmazlar ve harcamalar bu ikisi arası ortalama olur. (EI-Fûrkan süresi 67)
- Onlar o kimselerdir ki, hem cimrilik ederler, hem de insanlara cimriliği emrederler. Her kim (Allah yolunda malını serfetmekten) yüz çevirirse, bilsin ki Allah ganîdir. Hiç bir şeye muhtaç değildir. (Ancak kullar ona muhtaçtır.) Hamiddir, hamd edilmeğe layıktır.
(EI-Hadîd süresi 24)
- Hayır (Allah onu azaptan kurtarmaz. Çünkü o cehennem alevli bir ateştir. Bir de (mal para) biriktirip depoya, kasaya yığanı. (EI-Mearic süresi 15/18)
- Elini boynuna bağlı kılma (cimri olma) ve büsbütün de onu açıp israf etme ki, sonra kınanmış olursun ve eli boş açıkta kalırsın. (El-isra süresi 29)(Ey Resulüm kafirlere) de ki -Eğer Rabb'imin rahmet hazinelerine sahip olsaydınız o vakit harcayıp tüketmek korkusuyla muhakkak tutkunluk ederdiniz. İnsan çok cimridir. Fakat kim cimrilik eder (dünya malına razı olur, Allah' ına) ihtiyaç göstermezse... (EI-Leyl süresi 8)
- Cehennem çukuruna düştüğü vakit, onu malı kurtaramayacak. (EI-Leyl süresi 11)
- Muhacirlerden önce Medine'yi yurt ve iman evi edinenler, kendilerine hicret edip gelenlere sevgi beslerler. Onlara verilen şeylerden dolayı nefislerinde bir kaygı duymazlar. Kendilerinde ihtiyaç bile olsa (onları) nefisleri üzerine tercih ederler. Kim de nefsinin hırsından korunursa işte bunlar azaptan kurtulanlardır.
(EI-Haşr süresi 9)
Cimrilik
Sehavet, merhamet ahlakî sıfatların en yücesi olduğu gibi cimrilik de en kötü sıfatlardandır. Kibir ile cimrilik her kötülüğün anasıdır. Bahîlin dünya hayatı, fakirlerin hayatı gibidir. Yalnız fakirlerde mal telaşı yoktur. Ama bahiller ahirette mallarının hesabım vermekle yükümlüdürler. Zavallı bahîlin dünya hayatı, sıkıntı ve darlık içinde geçer. Cenab-ı Hakk' ın rızasından uzak, gadabına yakın olduğu için kimse tarafından sevilmez ve iltifat görmezler. Rasülü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem buyurur: Ebû Zer Gıfarî radıyallahu anh'dan;
- Güneş her doğduğunda, iki yanında iki melek durur ve ya Rabbi, nafaka verene halef, mani olana telef gönder, biri o duayı, biri de bu duayı söylerler.
Resulü ekrem efendimiz buyurdular, ihya u ulümid-dîn den:
- "Bazıları cimri, zalimden ehven ve daha mazurdur der. Cimrilikten daha büyük zulüm olur mu? Allah-ü Teâlâ kendi izzet ve celaline yemin ederek: Bahilleri, yani cimrilik edenleri, sahihleri, yani kendinden de esirgeyen cimrileri, cennete koymayacağını bildirmiştir.
Rivayet edildiğine göre: Rasûlü ekrem efendimiz Kabe'yi tavaf ederken adamın biri Kabe'nin duvarına asılarak "Ey Beytin sahibi bu beytin hürmetine beni affet" diye dua ediyordu.
Rasûl-ü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz:
- Suçun nedir anlat bakalım buyurdular. Adam:
- Çok büyüktür. Sana anlatamam, dedi. Rasûlü ekrem efendimiz:
- Yazık sana! Karalardan da büyük ve ağır mıdır? diye sordu. Adam:
- Evet karalardan da büyük dedi. Rasûlü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem:
- Vay sana! Dağlardan da mı ağırdır? diye sordu. Adam:
- Evet dağlardan da ağır dedi.
Rasûlü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem:
- Eyvah! Denizlerden de mi büyüktür? diye sordu Adam.
- Evet denizlerden de büyüktür dedi. Rasûlü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem:
- Yazık! Göklerden de mi büyüktür? diye sordu. Adam:
- Evet göklerden de büyüktür dedi. Rasûlü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem:
- Vah sana! Arştan da mı büyüktür? diye sordu. Adam:
- Evet arştan da büyüktür dedi.
Rasûlü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem:
- Allah'tan, Allah' ın rahmetinden de mi büyüktür diye sordu. Adam:
- Hayır. Allah büyüktür dedi.
Rasûlü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem :
- Yazıklar olsun sana! Şu günahını anlat bakalım dedi. Adam:
- Ben zengin bir insanım. Kapıma isteyici geldiği vakit, adeta ateşle karşıma çıkıyor gibi olur da ona bir şey vermek istemem.
Rasûlü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem:
- Yanımdan uzaklaş, senin ateşin beni yakmasın. Hidayet ve kerametle seni gönderen Allah'a yemin ederim ki, eğer Rükn ile Makam arasında iki milyon sene namaz kılsan, sonra da göz yaşları döksen, akan yaşlarından ırmaklar meydana gelse ve bu ırmaklar ağaçları sulasa da ölsen yine alçak yine alçaksın. Allah-ü Teâlâ seni cehenneme atar. Yazıklar olsun sana, sen cimriliğin ve küfrün yerinin cehennem olduğunu bilmiyor musun? Yazıklar olsun sana, Allah-ü Teâlânın : "Buhl eden kendine buhi eder" (el-Muhammed:38) ve yine "Nefsinin cimriliğini yok edenler ancak felah bulanlardır." (et-Tegabün: 16) buyurduğunu bilmiyor musun?" buyurmuşlardır.
Bişr-el-Haris kuddise sirruh buyurur:
- Cimrinin yüzüne bakmak, insanın kalbini katılaştırır cimrilerle karşılaşmak, müminler için beladır. Yahya bin Muaz kuddise sirruh buyurur:
- Kötü kimseler olsalar bile, cömertler için herkesin kafeinde bir sevgi vardır. İyi olsalar bile, cimrilere karşı herkesin kalbinde yalnız nefret vardır.
Yahya bin Zekeriyya kuddise sirruh İblisle karşılaştı ve en çok kimi sevdiğini, en çok kime buğz ettiğini sordu. İblis:
- En çok sevdiğim cimriler, en çok kızdığım -fasık da olsalar- cömertlerdir. Zira cimrinin, cimriliği benim için kafidir. Fakat fasık da olsa, cömert olunca Allah-ü Teâlânın onu bağışlayacağından korkarım" dedi.
İbn-i Abbas radıyallahu anh'den. Diyor ki:
- "Allah-ü Teâlâ Adn cennetini yarattığı zaman, cennete "süslen" diye emretti. Cennet süslendi. Irmaklarını akıt, buyurdu. Selsebil, kafur ve tesnim gözelerini akıttı. Bunlardan Cennette şarab, bal ve süt ırmakları meydana geldi. Sonra "mobilya, mefruşat, zînet, ipek eşyaların ile hürilerini çıkar" buyurdu. Sonra Cennete bakarak konuş buyurdu. Cenneti Adn: "Ne seadet bana gireceklere" dedi. Allahü Teâlâ izzetim hakkı için cimrileri sana sokmam" buyurdu.
Cimri olan kişi, düşkün olan fakirlere karşı katı yürekliliğine ve merhametsizliğine binaen yardımda bulunamadığından kalbinde bir ıztırab ve sıkıntı hisseder. Kalbinin bu üzüntüsü de başından ayağa kadar cismini istila eder. Bir fakire muavenet edib de gönlünü azab ve ıstırabdan kurtarmağa muvaffak olamaz.
Cüneyd kuddise sirruha sorarlar.
- Bütün kötü huylar içinde mümine en yakışmayan hangisidir?
Cevaben buyurdular ki:
- Cimrilik. Gene buyurdular:
- Bahîl, çok ibadet edici olsa da, cennete giremez, cömert, fasık günahkar olsa da cehenneme girmez.
Kimya-yı Seadet'den;
Zekeriyya aleyhisselamın oğlu Yahya aleyhisselam şeytana:
- Senin en çok sevdiğin ve hiç sevmediğin kimlerdir? diye sordu. Şeytan-ül lane cevabında:
- En çok sevdiğim kimse, bahîl, cimri zahiddir. Yani çok ibadet eden bahîl kimsedir. Zahmet çeker, taat ve ibadet eder de hasisliği sebebiyle, hiç bir kimseye faydası dokunmaz. Hiç sevmediğim de, fasık, günahkar cömerttir. Dünyada dilediği gibi yaşar ve cömertliğinin bereketi ile cennete girer, dedi.
Bahîlin dünya hayatı, fakirlerin hayatı gibidir. Yalnız fakirlerde mal telaşı yokdur. Ama bahiller ahirette mallarının hesabını vermekle yükümlüdürler. Zavallı bahîlin dünya hayatı, sıkıntı ve darlık içinde geçer. Cenab-ı Hakk'ın rızasından uzak, gadabına yakın olduğu için kimse tarafından sevilmez ve iltifat görmezler.
Rasûlü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem buyurur:
Ebü Zer Gıfarî radıyallahu anh' dan;
- Güneş her doğduğunda, iki yanında iki melek durur ve ya Rabbi, nafaka verene halef, mani olana telef gönder, biri o duayı, biri de bu duayı söylerler.
Riyadü'n nasihin' den
Ali radıyallahu anh buyurur:
- Bahile müjde ver ki, günlük olaylardan parası elinden çıkar, yahut varisine geçer.
Rasûlü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular:
- Üç şey kurtarıcı, üç şey helak edicidir. Kurtarıcı olan üç şey. Soğukta iyi abdest almak, cemaatle namaz kılmak için camiye çok gitmek, bir namazı kıldıktan sonra gelecek namazı gözetmek. Helake sebep olan üç şey ise çok bahil olub, zekat ve uşr vermemek nefsin arzularına uymak ve ucb etmek, kendini beğenmektir.
Riyadü'n nasihîn' den;
Allah'ın kulları daima imtihan halindeler.
Ebu Hüreyre radıyallahu anh rivayet eder Rasûlü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
- Beni İsrail'de ala tenli, kel ve kör üç kimse vardı. Allah-ü Teâlâ bunları sınamak (ne olduklarını kendilerine göstermek) istedi.
Bunlara bir melek gönderdi. Melek ala tenliye geldi:
- En çok neyi seversin? diye sordu. Ala tenli adam:
- Güzel bir deri. Beni insanlara iğrenç gösteren bu ala tenlilikten kurtulmak isterim, dedi.
Melek hemen onu sıvadı. İğrenç hal ondan gitti ve cildi güzelleşti. Melek ona:
- Hangi malı çok seviyorsun? dedi. Ala tenli adam:
- Deveyi, yahut ineği dedi.
(Bunun hangisini söylediği hakkında ravînin şüphesi vardır.)
Ona, on aylık bir gebe dişi deve verildi. Melek
- Allah bunları senin için bereketli kılsın! dedi. Sonra kelin yanına gitti ve:
- En çok arzu ettiğin şey nedir? diye sordu. O da:
- Güzel saç ve insanları benden iğrendiren bu şeyin benden giderilmesi dedi.
Melek onu hemen sıvadı, iğrenç hal ondan gitti ve güzel saç bitti. Sonra melek ona:
- Hangi malı çok seversin? dedi.
- En çok ineği seviyorum, dedi. Ona gebe bir inek verildi. Melek:
- Allah bunu sana bereketli kılsın, dedi. Sonra körün yanına geldi ve:
- En çok neyi arzu ediyorsun? diye sordu. Kör:
- Cenab-ı Hak benim gözlerimi iade etsin de, insanları göreyim, dedi. Bunun üzerine Melek bunun da gözünü sıvadı. Allahü Teâlâ körün gözlerini açtı. Melek:
- En çok hangi malı seviyorsun? dedi.
- En ziyade koyunu seviyorum dedi. Bunun üzerine kendisine döllü koyun verildi. Bu hayvanlardan deve ile inek yavruladı, koyun kuzuladı. Bu üç kişiden birinin bir vadiyi dolduran devesi, öbürünün bir vadiyi dolduran ineği, diğerinin de bir vadiyi dolduran koyunu oldu. Sonra Melek tekrar dönüp ala tenlinin eski kıyafetine bürünerek onun yanına geldi ve:
- Yoksul bir adamım, yoluma devam etmek imkanı kalmadı. Bu sebeple bu gün ulaşmak istediğim yere, evvela Allah'ın sonra senin yardımın sayesinde ulaşacağım. Rengini ve cildini güzelleştiren Zat'ın hakkı için senden bir deve istiyorum ki, onunla yolculuğumu sona erdireyim. dedi.
Ala tenli adam:
- Verilmesi gereken yer çok dedi. Bunun üzerine melek:
- Ben seni tanır gibi oluyorum, sen ala tenli idin. İnsanlar senden iğrenirlerdi, yoksuldun. Allah sana mal verdi değil mi? dedi. Ala tenli adam:
- Mal bana babadan, dededen miras kaldı dedi. Melek
- Eğer yalan söylüyorsan, Allah seni evvelki haline koysun, dedi. Sonra kelin kılığına girerek onun yanına geldi. Buna da ötekine söylediği gibi söyledi. Bu da öteki gibi cevap verdi. Melek buna da:
- Eğer yalan söylüyorsan, Allah seni de önceki durumuna çevirsin, dedi.
Sonra körün kılık kıyafetine girerek onun yanına geldi ve:
- Yolcu ve fakir bir adamım, yolculuğumu devam ettirmek için çarem kalmadı. Bu gün ancak Allah'ın, sonra senin yardımın sayesinde gideceğim yere varabileceğim. Senin gözlerini iade eden Zat hakkı için senden bir koyun isterim ki, onunla yolculuğumu devam ettireyim dedi. Bunun üzerine kör:
- Ben kördüm, Cenab-ı Hak gözlerimi gördürdü. Dolayısıyla istediğini al, istediğini bırak. Allah'a yemin ederim ki Allah için aldığın hiç bir şeyde sana güçlük göstermeyeceğim, dedi.
Melek:
- Malın senin olsun. Bu sizin için bir sınamadır. Allah senden razı oldu. Arkadaşlarına gazap etti, dedi.
(Cevahirü'l-Buhari)
Abdülkadir Geylanî kuddise sirruh buyurur:
Süfi, asla bahil-cimri olmaz. Zira cimrilik yapacak bir şeyi kalmamıştır. O Allah sevgisinden, Allah dostluğundan ve Allah ile olan ünsiyetten gayrı her şeyi terk etmiş, kalbinden atmıştır. O sahip bulunduğu mal, mülk ve servetin zahiren sahibidir. Kalbinde ise onlara asla yer yoktur. O kazandığı dünyalıkları da kendisi için değil, başkaları için alır. Başkalarını faydalandırmak için alır. Zira kendi kalbi Allah'ın gayrı bütün varlıklardan, bütün suret ve şekillerden, temizlenmiş, arınmıştır. Diğer taraftan, malumdur ki ancak malı bulunup kalbinde mal sevgisi olanlar cimri olurlar.
Süfi kendi malını-mülkünü başkasının malı mülkü olarak görür. Zira onlardan hep başkalarım faydalandırmak ister. O halde, başkasına ait mal-mülk ile nasıl cimrilik yapılabilir?
Sûfinin nazarında kendisinin düşmanı yoktur. O, hiçbir zaman bir mümini ve hiç bir surette kendisine düşman olarak görmez. Süfinin kolay kolay dostu da olmaz. O ne kendisinin övülmesine, ne de yerilmesine kulak asmaz. Çünkü her şeyi Allah-ü Teâlâ 'dan bilir. Nail olduğu ihsanları da, zararı da faydayı da...
Hayatla sevinmez, ölümle kederlenmez. Onun ölümü, izzet ve celal sahibi Rabb'inin ona gazaplanması, hayatı da ondan razı ve hoşnut olmasıdır. İnsanlar arasında bulunduğu zamanlar ürkektir. Halvette ise Allah ile ünsiyet halindedir. Onun yiyeceği aziz ve celil olan Rabb'inin zikridir. İçeceği de O'nunla ünsiyet şarabıdır.
Hiç şüphe yok ki bu mertebedeki bir süfi, dünya metâı ile de ve dünyadaki mallarla cimri olmaz. Zira o Allah'ın katında, bütün bu dünya nimetlerinden müstağnidir. Bu dünya nimetlerinin hiç birine muhtaç değildir.
Elli yedinci sohbet
Abdülkadir Geylani sohbetleri.