Akıl

Akıl

Emîrü'l-mü'minîn Hazreti Ali radıyallahu anh hazretlerinin hikmetli sözlerinden:

- Kulun boy vermesi yirmi ikisinde sona erer, yirmi sekizinde aklı nihayete erer gelişir. Bundan sonra ömrünün nihayetine kadar, sadece tecrübeler vardır.

İmam'ın bu sözünden anlaşıldığı gibi, aklı az olan kimse, irşad vazifesini yapmaya, Allah'a davete elverişli değildir. Zira böylesinin ifsadı, islahından yeni tabirle zararı, faidesinden daha çok olur.

Bir hadis-i şerifde:

- Kulun şerefi dini, mürüvveti ise aklı ve güzel ahlakıdır, buyurulmaktadır.

Katide radıyallahu anh buyurmuştur ki:

- Erkekler üç sınıftır: Adam, yarım adam, sıfır adam.

Tam adam odur ki: Kendisine faide veren bir akla, bir rey'e sahibdir.

Yarım adam odur ki: Akıllılara danışır ve onların rey'leri ile amel eder.

Sıfır adam ise, kendisine faide veren bir akla sahib olamadığı gibi, hiç bir kimseye danışmaz da.

İbni Abbas radıyallahu anh buyurur:

- Ne söyleyeceğini düşünerek konuşan kimse insanların en akıllısıdır.

Veheb bin Münebbih kuddise sirruh buyurur:

- Uhrevî bir gayeden yoksun olan kişinin, akıllılık iddiası bir yalandan ibarettir.

Sufyan İbni Uyeyne hazretleri buyurur:

- Hayvanlar içinde en becerikli olanı sessiz olamaz. Kadınların en akıllısı kocasız yapamaz. Erkeklerin en akıllı olanı da akillerle meşveret yapmamazlık edemez.

Ziyad rahimehullah buyurur:

- Bir şeyi yaptıktan sonra çare arayan akıllı sayılmaz. Akıllı o kimsedir ki, çareyi hataya düşmeden arar, kendisini hatadan korur.

İmam Gazali kuddise sirruh buyurur:

- Sohbet edeceğin kimsede:

1. Akıllı olmak,

2. Güzel ahlaklı olmak,

3. Fasık olmamak,

4. Bid'at sahibi olmamak.

5. Dünyaya haris olmamak gibi beş vasıf olmalıdır. Şimdi biz bu vasıfları tafsilatıyla beyan edelim.

Biz burada yalnız akıldan bahsedeceğiz. Akıl sermaye ve asıldır. Ahmak olan kimsenin sohbetinde hayır yokdur. Ne kadar uzasa da devam etmez. Sonu ayrılık ve dargınlıktır. Nitekim hazreti Ali radıyallahu anh:

- Ahmak ve cahil ile arkadaşlık etme. Ondan kendini koru. Nice ahmaklar var ki, arkadaş oldukları akıllı kimseleri helak ederler. Kişi, arkadaşı ile ölçülür. Bir şey için diğer şeyde mikyas ve benzerlik vardır. Kalbler buluşduğu zaman, birinin diğerine delaleti vardır. buyurmuştur.

Ahmak adam, kâr yapacak yerde bilmeyerek zarar yapar. Bunun için şair:

"Akıllı düşmandan korkmam, fakat ahmak dostdan korkarım.

Akıl bir fendir. Yolu da açık meydandadır.

Fakat ahmaklık çeşit çeşittir" demiştir.

Bunun için "ahmakdan uzaklaşmak Allah'a yaklaşmakdır" dediler.

Sufyan Sevri kuddise sirruh:

- Ahmak olanın yüzüne bakıp durmak muhakkak bir hatadır, buyurmuşdur.

Akıllı adamdan maksadımız, herşeyi olduğu gibi anlayabilen veya anlatıldığı zaman kabul eden kimsedir. (îhya u Ulümi'd-Din, C. 2)

AKILLI İNSAN

Akıllı insan: Yalnız kendisini düşünmez, müslümanların, cemiyetin dertleri île dertlenir.

Akıllı insan: Hem kendini (gönlünü) Hakk'a verir hem de ailesi ve çocukları ve yakınları ile de alakadar olur. Onları, maddî, manevî bakımdan tenvir eder. Yani bilmediklerini bildirir.

Akıllı insan: Aile efradının, çocuklarının terbiye ve eğitimi ile meşgul olur. Onları başıboş bırakmaz, hepsine ayrı ayrı meşguliyet bulur. Katiyyen atıl, batıl durmalarına göz yummaz. Çünkü her kötü hal ve ahlaksızlıklar işsizlikten gelir.

Akıllı insan: Ailesinin ve çocuklarının dünyada huzurlu bir hayat sürmelerine itina eder. Diğer tarafdan da kalblerine Allah ve Peygamber sevgisini telkin eder, ihlasla yapılan bu gayretler semere verir, onlar da ubudiyet vazifelerini seve seve yapmağa koyulurlar. Hülasa ne ekilirse o biçilir.

Akıllı insan'ın endişesi istikbaldir. Onun için dünya istikbali mühim ise de, bakî hayat olan daimi hayat daha mühimdir. Yani ahirete Allah'ın rızası kazanılarak göçülebilirse, işte o zaman hakiki saadet başlar. Hatta dünyada iken.

Akıllı insan: Düşük ahlaklı, diyaneti zayıf insanlardan hem kendisini hem de yakınlarını korur, mümkün olduğu kadar onlarla temas ettirmez. Çünkü o, kimle ülfet edilirse, onun halinin, ahlakının kolaylıkla kendisine geçeceğini bilir.

Akıllı insan: Daima seciyeli, güzel ahlaklı, içi-dışı doğru, müslümanlığın özünü kavramış, dürüst, insanlarla, sadıklarla beraber bulunmayı sever, icab ederse onlara hizmet eder ve onların yanlarından ayrılmaz.

Eğer akıllı insan'a seyri sülük yolu nasib olmuşsa, o, bahtiyarların en bahtiyarı, yani daha dünyada iken cennet hayatına nail olmuş olur. İsterse o fakir olsun, isterse türlü türlü ibtilalara maruz kalsın. Çünkü Allah'ın kendisine bahşettiği aklı selim sayesinde, Allah'a bağlılığı artmış ve huzuru bulmuştur.

Sadıklar hakkında Allahü Teala ve Tekaddes hazretleri buyuruyor ki:

"Yüzlerinizi, doğu ve batı yönüne çevirmeniz bir iyilik değildir, iyilik, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaba ve peygamberlere iman eden, malı sevmesine rağmen akrabaya, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilenenlere, köle ve esirleri kurtarmaya veren, namazını dosdoğru kılan, zekatını veren, ahidleşdikleri zaman sözlerini yerine getirenler, sıkıntıda ve hastalıkda ve muharebenin kızışdığı zamanlarda, sabr ve metanet gösterenlerdir, îşte sadık olanlar onlardır. Ve onlar Allah'ın vikayesine girenlerin ta kendileridir." (Sure-i Bakara, 177-182)

***

Resulü ekrem sallallahü aleyhi ve sellem, Ebû Hureyre radıyallahu anh'a şöyle buyurmuşlardır:

- Ya Eba Hureyre sen bir takım kavmin yoluna gir ki, insanlar korku ve dehşete kapıldıkları zaman onlar titremez. Cehennemden eman istediklerinde onlar korkmazlar.

Ebû Hureyre radıyallahu anh:

- Onlar kimdir ey Allah'ın Resulü, deyince Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

- Onlar, ahir zamanda benim ümmetimden bir topluluktur ki, kıyamet gününde peygamberler gibi haşrolunacaklar. Onları görenler, hallerinden onları peygamber zannedecekler. Nihayet ben onları tanıyacağım. Ümmetim, Ümmetim! diyeceğim. O zaman diğer insanlar da onların peygamber olmadığını anlayacaklar. Onlar sırat köprüsünü şimşek veya rüzgar gibi geçeceklerdir. Nurlarından, dünya bağlısı kişilerin gözleri dönecek.

Dedim ki:

- Ey Allah'ın Resulü! Bana da onların ameli gibisini emret ki, belki onlara katılabilirim.

Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem, buyurdu ki:

- Onlar çetin bir yola girdiler. Allah onları doyurduktan sonra, onlar açlığı, giydirdikten sonra açıklığı, suya kandırdıktan sonra susuzluğu tercih ettiler. Bütün bunları, Allah'ın yanındaki nimetleri umarak terkettiler. Hesabından korkarak helali bile terkettiler. Dünyada bedenleri ile bulundular. Dünyanın herhangi bir şeyi ile meşgul olmadılar. Melekler, peygamberler onların Allah'a olan taatlerine hayret ettiler. Onlara müjdeler olsun. Ben de istiyorum ki, Allahü Teala benimle onların arasını cem' etsin.

Resulü ekrem sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz böyle söyledikten sonra, onlara hasret duyduğu için ağladı ve şöyle buyurdu:

- Cenab-ı Allah ehl-i arz'a azab murad edip de onlara nazar ederse, azabı onlardan başkasına çevirir.

Ey Eba Hureyre, onların yoluna sarıl. Allah'ın rahmet ve bereketi onların üzerine olsun, Allah'ım bizi de onlara katılanlardan eyle! Amin. (Bakara Suresi Tefsiri, M.Sami Ramazanoğlu)

Akıllı insan ne yapacağını, yani gayeyi bilir, sonra ona göre hareket eder. Gayeyi bilmeyen, ne yapacağını da bilmez. Akıllı olan evvela çuvalın deliklerini yamar. Ondan sonra içini doldurur. Delik yahud çatlak kaba ne konursa konsun içindekini muhafaza edemez. Er geç boşalır. Evvela Kur'an-ı Kerim'in öğütlerine uyup, Allahü Teala'nın rızası taleb edilecek ki, hakiki kulluk vazifesi tahakkuk etsin.

Ahmed bin Hanbel hazretlerinin evlenme çağı gelmişti.

Bir adamın iki kızı varmış, onları, O'na tavsiye etmişler.

Ahmed bin Hanbel hazretlerinin ilk suali şu oluyor:

- Güzeller mi?

- Bak hangisini beğenirsen, onu sana isteriz. Biri güzel, diğeri ise çirkince ve gözleri şaşı. Ahmed bin Hanbel hazretleri tekrar soruyor:

- Hangisi daha akıllı?

- Çirkince ve şaşı olan daha akıllı.

- O halde çirkince ve şaşı olanı tercih ederim buyurmuşlar.

Ve evleniyorlar. Mes'ud oluyorlar, o akıllı muhterem kadın Ahmed bin Hanbel hazretleri-ne her hususta yardımcı oluyor ve duasını alıyor.

Nitekim,

Ahmak dosttan akıllı düşman daha hayırlıdır, diye ata sözü vardır.

"EŞİĞİNİ DEĞİŞTİR"

İsmail buluğ çağına erişince, cürhümiler kendilerinden bir kızla evlendirdiler. Hayatın bu mes'ud safhası devam ederken, günün birinde İsmail'in anası Hacer vefat etti. Hacer doksan yaşına girmişti. Hicr'e defn olunmuştur. (Hicr, Kabe'nin bitişiğinde bir mahallin adıdır)

İsmail evlendikten sonra, İbrahim aleyhisselam oğlunu görmeye geldi. Fakat İsmail evde yoktu. Karısına sordu, o da:

- Rızkımızı tedarik etmek üzere çıktı, gitti, diye cevap verdi.

İbrahim aleyhisselam:

- Maişetiniz (geçiminiz) nasıldır? diye sordu. İsmail'in hanımı:

- Şiddetli darlık içindeyiz, gayet fena bir haldeyiz, diye cevap verdi. İbrahim aleyhisselam:

- Kocan geldiğinde, benden selam söyle, kapısının eşiğini değiştirsin, buyurdu.

İsmail aleyhisselam eve geldiğinde, babasının gelip gittiğini evin içinde güzel bir kokudan anladı.

- Evimize bir gelen oldu mu? diye sordu. O da:

- Evet, şöyle şöyle şekilde yaşlı bir adam geldi. Bana seni sordu. Cevab verdim. Maişetimizi sordu ben de şiddetli darlık içinde bulunduğumuzu söyledim, dedi. Sonra İsmail:

- Birşey vasiyet edip bir söz söyledi mi? diye sordu. O da:

- Sana selam söylememi ve kapısının eşiğini de değiştirsin" dememi tenbih etti. Sonra İsmail aleyhisselam karısına:

- O gelen ihtiyar babamdır. Bana senden ayrılmamı emretmiştir. Artık sen ailenin evine gidebilirsin, dedi ve evden ayrıldı. Sonra Cürhümilerden başka bir kadın ile evlendi.

İbrahim aleyhisselam, Cenab-ı Allah'ın dilediği bir müddet uzaklaşdı da sonra gelib yine evde İsmail'i bulamadı. İsmail'in karısının yanma vardı.Ona da İsmail'i sordu. O da:

- Maişetimizi tedarik etmeye gitti, dedi.

İbrahim aleyhisselam:

- Nasılsınız, geçiminiz, hal ü şanınız iyi midir? diye sordu, İsmail'in karısı:

- Biz; hayr, seadet ve bolluk içindeyiz diye Allah'a hamd ü sena eyledi. İbrahim aleyhisselam:

- Ne yiyip, ne içersiniz? diye sordu. Kadın da:

- Et yiyoruz, su içiyoruz, dedi.

İbrahim aleyhisselam:

- Kocana söyle, kapısının eşiğini iyi tutsun diye tenbih etti. Ve Ya Rabbi! Bunların etlerini ve sularını mübarek kıl! Yümnü bereket ihsan eyle! diye dua etti. Sonra da Şam'a döndü.

İsmail aleyhisselam eve geldiğinde:

- Evimize gelen oldu mu? diye sordu. Karısı:

- Evet, güzel yüzlü bir ihtiyar geldi, diye İbrahim aleyhisselam'ı medh ü sena etti. Seni sordu. Ben de rızkımızı tedarik etmeye gitti, dedim. Geçiminiz nasıldır? diye sordu, ben de hayr ve seadet içindeyiz dedim.

Sonra İsmail aleyhisselam:

- Sana bir şey vasiyyet etti mi? diye sordu. Karısı:

- Evet, o muhterem ihtiyar, sana selam söyledi. Kapısının eşiğini iyi tutsun diye emreyledi.

Bunun üzerine İsmail aleyhisselam karısına:

- İşte o babamdır. Sen de evimizin şerefli eşiğisin babam, bana seni hoş tutmamı ve iyi geçinmemi emreylemiştir, dedi.

AKILLI KADINLA EVLENMEK

Akıllı kadınla evlenen kimse, her şeye nail olmuştur. Akıllı kadın, kıymet biçilemeyen bir hazinedir. Ona sahib olan, ona karşı merhametli olsun ve nezaketle muamele etsin, aziz tutsun.

Akıllı kadından maksad: Allah'ı ve peygamberini layıkı vechile bilen ve her hususta ubudiyet vazifesini yerine getiren, kocasına hörmetkar olan ve onun her isteğine meşru olmak şartıyla inkiyad eden kadındır.

Akıllı kadın denince, bu günkü cemiyette, düzme, dıştan yapmacık ahlaklı, şeytanî zeka, kurnazca hareketler yapan, acaib huylu insanlar akla gelmemelidir. Bazı kurnaz kadınlar vardır ki, herkesle geçimlidir, güler yüzlüdür, herkesin takdirini kazanmıştır. Tatlı dillidir. Adeta ağzından bal akar, zahiri hiçbir kusuru görünmez. Halbuki kocasına karşı daima isyankardır. Evlilik vazifesini yerine getirmez, kocasını daima horlar, küçük görür, kocası ne alsa beğenmez, dırdır eder, ne sabah bir kahvaltı hazırlayıp önüne koyar, ne de akşam güler yüzle karşılar. Çünkü evde yoktur, ya komşudadır yahud da sokakta.

Zaman gelir, o talihsiz kocanın, karşısına kader icabı bir kadın çıkıverir, ondan hakaret yerine güler yüz ve iltifat görür, gayri ihtiyari kalbi ona meyleder, ona ısınır, onu sever ve meşru şekilde evlenir. Bu çevrede duyulur, derler ki (iç halini bilmezler) güzel, tertemiz, güzel huylu kadının üzerine bu ne ihanet? Üstelik bu kadın ne kadar çirkin, ne kadar ruhsuz ve alımsız.

Bu bahsettiğimiz kurnaz, huysuz, kadın tipleri akıllıca kocalarını mes'ud etme yollarını bilselerdi, hem Cenab-ı Hakk'ın rızasını kazanırlar, hem de kendileri dünyada iken cennet hayatı yaşarlardı.