Ahiret Hazırlığı

Ahiret Hazırlığı

Muhterem Üstâz hazretleri bazı günler uyandırıcı, intibaha getirici, korkutucu âyet-i kerimeler, ehâdis-i şerifeler okurlar, muhtelif misaller verirlerdi.

Hatta vefatlarından takriben iki sene kadar önce, Harre-i Şarkiyye'deki devlethanelerinde, huzurlarına kabul edildiğimde, kendilerini melûl ve neş'esiz gördüm. Biraz sükuttan sonra, aşağıdaki âyet-i kerimeyi yazmamı emir buyurdular ve mealen Türkçe olarak okudular:

"Onu göreceğiniz gün, her emzikli kadın, emzirdiğinden geçer, ve her yüklü kadın çocuğunu doğurur, insanları hep sarhoş görürsün! Halbuki sarhoş değillerdir, fakat Allah'ın azabı çok şiddetlidir." (el-Hac / 2)

Aşağıdaki iki âyet-i kerimeyi de sık sık tekrar ederlerdi:

"Yapdıklarının cezası olarak, bundan böyle az gülsünler çok ağlasınlar"(Tevbe/76)

"Eğer küfrettiğiniz takdirde, çocukları ak saçlı ihtiyarlara döndürecek günden nasıl korunacaksınız." (Müzzemmil/ 17)

"BİLDİKLERİMİ BİLSE İDİNİZ..."

Fahr-i kâinat sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz hazretlerinin

- Benim bildiklerimi bilse idiniz, az güler, çok ağlardınız.

Hâdis-i şerifini okuyarak daima, günahlardan sakınmanın, Kur'an emirleri karşısında, lâkayd olmayıp tedbirli bulunmanın önemliliğini belirtirlerdi.

Tabiînden Hasan Basri kuddise sirruh hazretleri, yetmiş sene abdestsiz yere basmamış, veliler sadr-ı, ferîd-i asr diye şöhret bulmuştur.

Bu makamına rağmen. Hak Teâlâ ve Tekaddes hazretlerinden ziyadesiyle korkardı. Her halinden melûllük ve mahzunluk sezilir, üzüntüsünden hiç güldüğü görülmemişti.

Cehennemden bin yıldan sonra en son çıkacak olan Hannâd adlı bir kişidir.

"Keşke bin yılda tamûdan çıkan Hannâd ben olsaydım" derdi.

Aşere-i mübeşşere radıyallahu anhûm hazeratı (Cennetle tebşir edilen on sahabe-i güzin) Hace-i Kâinat -sallallahü aleyhi ve sellem- efendimiz tarafından cennetle müjdelendikleri halde, hata etmekden çok korkarlar, vakitlerini daimi istiğfarla geçirirlerdi.

Allahü Teâlâ ve Tekaddes hazretleri buyurur:

"Gökyüzü yarıldığı, yıldızlar döküldüğü, denizler biribirine katıldığı, kabirlerin içindekiler dışarı çıkarıldığı zaman; insanoğlu yapıp gönderdiklerini ve yapamayıp geride bıraktıklarını bir bir anlar."

"Ey İnsan seni yokdan yaradan, düzgün yapılı ve endamlı kılan, sana ölçülü dengeli davranma imkanı veren (maddi, akli yapıda seni en üstün kılan) seni dilediği en güzel şekil ve biçimde terkib eden ihsanı bol Rabbına karşı seni aldatan nedir?"

"Evet, gerçek o ki: ısrarla dini yalanlıyorsunuz, şunu iyi bilin ki üzerinizde muhafızlık eden değerli kâtipler vardır. Onlar yapmakta olduklarınızı bilir yazar."

"İyiler muhakkak cennet içinde olurlar. Kötüler de cehennem içinde. Onlar en büyük mahkemenin kurulduğu kıyamet gününde oraya girerler. Onlar hiç bir şekilde ateşten uzak kalamazlar."

"Ceza günü nedir? Bilir misin? Nedir acaba o ceza günü, hiç kimsenin başkasına hiç bir hususta fayda ya da zarar vermeğe mâlik olmadığı gündür, o gün emir Allah'ındır."(el-İnfitar 1-19)

Gene buyuruyor:

- "Gök yarıldığı, Rabbini dinleyip ona yaraşır şekilde boyun eğdiği, yer uzatılıp düzlendiği, içinde bulunanları atıp boşaldığı, böylece Rabbını dinleyip ona hakkıyla itaat etdiği vakit (insanoğlu yaptıkları ile karşılaşır. Ey insanoğlu! Şüphe yok ki sen Rabbına doğru çaba göstermektesin (ve ona varacaksın) kimin kitabı sağından verilirse kolay bir hesabla hesaba çekilecek ve sevinçli olarak ailesine dönecek. Kimin hesabı arkasından verilirse, derhal yok olmağı tercih edecek ve alevli bir ateşe girecek. Bilinsin ki dünyada ailesi içinde (mal-mülk sebebiyle) şımarıktı" (el-İnşikak 1-13)

Bu âyeti kerimelerde, dünyada zengin olup etrafına yardım etmeyen hodbin olarak yaşayan, zenginliği kendisi için bir imtiyaz vesilesi kılan, yoksulları fakirleri hiç düşünmeyen kimselerin ahiretteki acıklı hali sergilenmektedir. Bu âyetlerden gerekli ibret dersi almayanlar, ölümle kendilerini azâbın ve ateşin içinde bulacaklar. Halbuki onlar zenginlik ve refah halinin devam edeceğini, yeniden dirildikleri takdirde dünyadaki durumlarına göre dirileceklerini sanıyorlardı. Sonuç umdukları gibi olmayacak.

ÜÇ ŞEY VAR Kİ...

Süfyan Sevrî kuddise sirruh hazretlerinin gençliğinde beli bükülmüş, ihtiyar gibi olmuştu. Sebebini soranlara:

- Kendisinden ilim öğrendiğim bir hocam vardı. Ölüm halinde kendisine iman telkin ettiğim halde, kelime-i tevhidi getirmedi, imansız gitdi. Bunun üzerine nasıl olur da belim bükülmez? derdi.

Anlatıldığına göre Ömer İbni Abdilaziz hazretleri, bir gece namaz kılıyordu. Namazda, Fatiha'dan sonra aşağıdaki âyetleri okumuştu. Bu esnada çok hislendi. Ağlamağa başladı. Daha sonra aynı âyetleri tekrar tekrar okudu, hem de ağladı ve böylece sabahı etti.

Okuduğu âyetler şunlardı:

-"Boyunlarında, boyunduruklar ve zincirler bulunduğu halde ki onlar bu vaziyette önce sıcak suyun içinde sürüklenecekler, sonra da ateşte yakılacaklardır." (Mümin/71, 72) Hakîm kuddise sirruh buyurur ki:

- Şu üç şeyden başka bir şeye ihtimâm gösteren veya o üç şeyden başka bir şey için kederlenen kişi hüznü de süruru da bilmiyor demektir.

Bunlardan biri: Ömrünün imanlı olarak son bulup bulmayacağı hususunda kederlenmek ve endişelenmektir. Kişi bu hususda kederlenmeli, endişelenmeli ve bu dünyadan imanlı olarak göçebilmek için her türlü gayret ve ihtimamı göstermelidir.

İkincisi; Allah'ın emirlerini tam olarak yerine getirip getiremediği hususunda kederlenip endişelenmektir. Kişi bu hususlara kederlenmeli, endişelenmeli. Ve Allah'ın emirlerini tam olarak, yerine getirebilmek için, her türlü ihtimam ve gayreti göstermelidir.

Üçüncüsü; Hasımlarından yakasını kurtarıb kurtaramayacağı hususunda kederlenip endişelenmektir.

HASRET VE NEDAMET GÜNÜ

Temim Dârî hazretlerinin aşağıdaki âyeti kerimeyi bir gece sabaha kadar tekrar tekrar okuduğu ve ağladığı rivayet edilir:

"- Yoksa kötülükleri işleyenler, kendilerini, iman ederek iyi amel ve hareketlerde bulunanlar gibi yapacağımızı, dirim ve ölümlerinin bir olacağını mı sandılar? Hükmede geldikleri bu şey ne fena." (Câsiye suresi, 21)

Yahyâ Râzî bin Muaz kuddise sirruh buyurdu ki:

- Ey İnsanlar! Unutmayınız, yarın mahşer yerine bölük bölük, dört bir yandan geleceksiniz. Allahü Teâlâ'nın huzurunda hesaba çekileceksiniz, yaptıklarınızın hesabını harfi harfine vereceksiniz.

Hesabını vermeyen günahkârlar, yaya olarak ve sıkıntı içinde bölük bölük cehenneme sevk edilirler. Hesabını veren Allahü Teâlâ'nın sevgili kulları ise, rahat içinde cennete sevk edilirler.

Kardeşlerim! Mahşer günü hasret ve nedâmet günüdür. O gün ta'rif edilemeyen büyük bir gündür. O gün amellerin tartıldığı, dünyada yapılan bütün iyiliklerin, ortaya döküldüğü, gizli saklı hiç birşeyin kalmadığı bir gündür. O gün feryatların yükseldiği bir gündür.

O gün hilekârların, riyakârların ortaya çıkacağı, kimin ne olduğunun, belli olacağı bir gündür. O gün bir takım insanların, yüzleri beyaz, bir kısmının ise, simsiyah olacağı bir gündür.

O gün hiç kimsenin bir başkasına yardım edemeyeceği ve hiç kimsenin, hile yapıp tuzak kuramıyacağı bir gündür.

O gün ananın, babanın evlâddan ve evlâdın ana babadan kaçacağı, birbirine hiç yardım edemeyeceği bir gündür. O gün zalimlerin yalvarmalarının, sızlanmalarının fayda vermiyeceği, her nefsin ancak kendini düşüneceği bir gündür.

SORGUDA...

Muaz bin Cebel radıyallahu anh'ın bildirdiği bir hâdisi şerifte Resûl-ü ek-

rem sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuşlardır ki:

- Kişi kıyamet günü dört şeyden sorguya çekilmedikçe bir tarafa adım atamaz:

1. Ömrünü nerede tükettin?

2. Bedenini nerede yıprattın?

3. İlminle hangi hususda amel ettin?

4. Mal ve servetini nerede kazanıp nerede harcadın?

Allahü Teâlâ ve Tekaddes hazretleri buyurur:

- Onlardan birine ölüm gelince, "yâ Rab! beni dünyaya döndür de bıraktığım amellere mukabil iyi işler yapayım" der. Hayır, hayır! Bu onun diline doladığı bir sözdür. Haşrolunacakları güne kadar onların arkalarında berzah vardır -dönemezler- Sûr üfürülünce, o günde aralarında nesebler kalmaz. Birbirlerinin hallerini araştırıp soramazlar. Her kimin mizanı ağır gelirse, işte onlar, felâh bulmuşlardır. Her kimin mizanı (tartısı) hafif gelirse, işte onlar da kendilerini ziyana uğratmışlardır. Cehennemde daim kalırlar. Bunların yüzlerini ateş yalar da sırıtır, dururlar. Onlara, "Benim âyetlerim size okunurdu da onları yalanlar dururdunuz." denir, onlar da derler ki "Ey bizim Rabbımız! Şâkavetimiz -bed-bahtlığımız- galebe etti de sapkın bir kavim olduk. "Ey Rabbımız! Bizi buradan çıkar; eğer tekrar evvelki halimize -küfre dönersek kendimize zulm etmiş oluruz.

Allah buyurur ki "orada zelil ve hakîr bir halde susunuz; bir şey demeyiniz. Çünkü kullarımdan bir taife. Ey Rabbimiz! İman ettik, bizi yarlığa ve bize acı. Sen merhamet edenlerin hayırlısısın" dedikleri halde siz onları, o derece alaya aldınız kı, onlar size benim zikrimi unutturdular. Onlara gülerdiniz. Sabrettiklerinden dolayı bugün onları mükâfatlandırdım. Onlar muradlarına ermişlerdir." (Mü'minûn/ 99-105) Allahü Teâlâ ve Tekaddes hazretleri buyurur:

- Ey müminler! Mallarınız, çoluğunuz, çocuğunuz, sizi Allah'ı zikretmekten alıkoymasın. Kim bunu yaparsa muhakkak o hüsrana uğrayandır. Birinize ölüm çatıp da "Yâ Rab! benim ölümümü biraz geciktirsen de sadaka verip sülehâdan olsam" demeden evvel, bizim size vermiş olduğumuz rızıkdan infak edin. Allah belirli zamanı gelince bir nefsi bırakmaz. Allah yaptıklarınızdan haberdardır." (Sure-i Münafikun, ayet 9,11.)

MÜ'MÎN VE HÜZÜN

Ebu Zer Gifâri radıyallahu anh'dan:

Resûlü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem bir kudsi hâdisi şerifte şöyle buyurmuştur:

- Ey kullarım! Ben zulmü kendime haram kıldım. Sizin, birbirinize zulm ve haksızlık etmenizi de haram kıldım. Binaenaleyh, birbirinize zulmetmeyiniz. Ey kullarım, benim hidayete erdirdiklerim müstesna, hepiniz dalaletdesiniz. Binaenaleyh, benden hidayet isteyiniz. Ta ki size hidayet vereyim. Sizi doğru yola sevkedeyim. Ey kullarım benim doyurduklarım müstesna hepiniz açsınız. Benden yemek isteyiniz, ta ki sizi doyurayım. Ey kullarım, benim giydirdiklerim müstesna hepiniz çıplaksınız. Benden kisve isteyiniz, ta ki sizi giydireyim. Ey kullarım siz gece-gündüz günahlar işlemekte, hatalar etmektesiniz. Ben ise bütün günahları afvetmekteyim. O halde benden mağfiret dileyiniz. Ta ki günahlarınızı mağfiret edeyim. Ey kullarım, eğer ilk insandan son insana kadar bütün insanlar ve cinler, sizden en takva sahibi birinin kalbinin takvası gibi takva yolunu tutmuş olsa bu durum, benim mülkümde, hiç bir şeyi artırmaz.

Ey kullarım! İlk insandan son insana kadar bütün insanlar ve bütün cinler geniş bir arazide toplansalar da aynı bir anda her biri bütün yiyeceklerini istese, ve ben de isteklerinin tamamını vermiş olsam, bunun benim mülkümden eksilteceği, ancak denize sokulup çıkarılan bir iğne ucunun denizden eksilteceği kadardır.

Ey kullarım! Amellerinizi teker teker saymaktayım. Kıyamet günü, her birinin karşılığını mutlaka vereceğim. Kim ki o günü hayırla karşılarsa Allah'a hamdetsin! Kim de hayırdan başka bir şeyle karşılaşırsa, o da kendisinden başkasında kusur bulmasın. Zira dünyada iken ne işledi ise, o gün ancak orada onu bulacaktır.