Rasûlullah sallallahü aleyhi ve sellem buyurur: "Kim arkadaşının ayıbını örterse Allah da kıyamet günü onun ayıbını örter. Kim ki müslüman kardeşinin ayıbını açığa vurursa Allah da onun ayıbını açığa vurur.
Hatta evinde bile onu rezil eder." (İbn Mâce)
KUR'ÂN-I KERİM'DEN
Allah Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri buyurur:
"Mü'minler o muttakî kimselerdir ki, onlar hem sevinç, hem keder, hem varlık, hem darlık zamanlarında fakirlere ihsan ederler, kızdıkları zamanda öfkelerini yutarlar, halkın kusurlarını affederler. (Al-i İmran/134).
"Mü'minler fazilet sahipleridir ki, onlar şirk gibi günahların büyüklerinden ve zina gibi açık fenalıklardan çekinirler ve her ne zaman gazablanırlarsa onlar darıldıkları kimselerin kusurlarını affederler" (eş-Şüra/37).
"Ya Ekrame'r - rusül! Halk ile münasebetlerde afv u mülayemete yapış, aklen ve şer'-an iyi olan şeyleri emret. Delil kabul etmeyen musırr cahillerden yüz çevir, mücadele etme." (el-A'raf/199).
"Ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşmanlık edenler olur. Onlardan sakının. Fakat kendilerine afv ile, safh ile muamele eder, kabahatlerini örter iseniz, bilmiş olun ki Allah da sizlere karşı Gafurdur, Rahîm'dir." (et-Tegabun/14).
"Öfkesini yenenler, insanların suçunu bağışlayanlar da cennetliktir. Allah iyilik edenleri sever." (Al-i İmran/134)
"İçinizdeki fazilet ve servet sahipleri kendi akrabalarına, öksüzlere, biçarelere ve Allah yolunda hicret edenlere yardımda bulunmamak için yemin etmesinler. Onların kabahatlerine afv ile, safh ile mukabelede bulunsunlar. Ya sizler Allah'ın sizi bağışlamasını istemez misiniz? Allah Gafur'dür, Rahîm'dir. (Nür/82)
"Affetmeniz takvaya daha yakın bir harekettir. Aranızda lutf ile muameleyi unutmayın. Şüphe yoktur ki Allah işlediklerinizi görüyor" (Bakara 257)
"Kötülüğün cezası, onun aynı olan bir kötülüktür. Bununla beraber kim affeder, barışırsa Allah mutlaka ecrini verir." (Şura suresi/40)
ALLAH RASULÜNDEN
Ebû Kebşe radıyallahu anh'den rivâyet edildiğine göre, Rasul-i Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem buyurdular: "Nefsim yed-i kudretinde olan Allah hakkına söylerim:
Üç şey vardır ki eğer yemin etme itiyadında olsaydım bunların gerçek olduklarına yemin ederdim:
Sadaka olarak verdiğiniz şey malı eksiltmez. Sadaka verin.
Uğradığı haksızlığı Allah rızası için bağışlayan bir kimsenin de kıyamet günü Allah katında izzet ve şerefi çoğalır.
Dilencilikten bir kapı açana da Allah Teâlâ ihtiyaç kapısını açar." (Tirmizî).
Hazret-i Aişe radıyallahu anha anlatıyor:
"Rasul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'in, bir kere olsun, uğradığı haksızlıktan dolayı intikam almağa kalkıştığını görmedim. Ancak haram irtikabında en çok kızanlardan biri olurdu. Yine bunun gibi iki şey arasında muhayyer buyurulduğu takdirde, günah olmadıkça daima kolay olanını tercih ederdi."
Ukbe radıyallahu anh anlatıyor:
"Bir gün Rasul-i Ekremle karşılaştım. Yâ O benim elimden veya ben O'nun elinden tuttum. Buyurdular ki:
Ey Ukbe, dikkat et! Sana dünya ve ahiret ehlinin en üstün ahlâkından haber vereyim: Gelmeyene gitmen, vermeyene vermen ve sana kötülük edeni affetmendir." (İbn-i Ebi'd-dünya'dan)
Enes radıyallahu anh'den rivâyete göre Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem buyurur:
"Allah Teâlâ kıyâmet gününde mahlûkatını mahşer yerinde topladığı zaman, Arş'ın altından bir dellal üç defa: Ey iman edenler! Allah Teâlâ sizi affetti. Siz de birbirinize olan hakkınızı bağışlayın! diye seslenir." Ebû Said Ahmed, Kitabu't - Tebsıre'de.)
Hadis-i şerifde varid olmuştur ki:
' 'Allah Teâlâ mahlûkaatı cem'ettiği zaman bir münâdî:
Nerede ehl-i fazilet olanlar? diye çağırır. Ehl-i fazilet hemen kalkıp süratle cennete koşarlar. Melekler onları karşılayıp:
Cennete süratle koşup gittiğinizi görüyorıız. Siz kimlersiniz? derler. Onlar da kendilerinin ehl-i fazilet olduklarını söylerler. Melekler onlara faziletlerinin ne olduğunu sorduklarında:
Zulme uğradığımızda sabrettik, kötülük gürdüğümüzde de affettik, derler. Meleklerde
Öyle ise hemen girin cennete. Böyle amel işleyenlerin ecri ne güzeldir! derler.
Mesleme radıyallahu anh'den rivâyete göre Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem buyurur:
"Bir kimse bir müslümanın bir ayıbını örterse, Allah Teâlâ onun dünyada ve ahirette ayıbını örter. Bir sıkıntısını giderirse Allah Teâlâ kıyamet gününün sıkıntılarını ondan giderir. Kim müslüman kardeşinin hacetini görürse Allah Teâlâ da onun hacetini görür."
"Bir kimse bir müslümanın günahını öğrenip de gizlerse Allah Teâlâ da kıyamet günü onun günahını örter."
Ebû Hureyre radıyallahu anh'den rivâyete göre Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem buyurur:
"Kimin ki sadaka olarak verdiği malı azalmış ise ve kim ki kendisine zulmedeni ve haksızlık edeni affetmişse Allah onların şerefini artırır."
Rasûl-i Ekrem Efendimiz buyurdular:
' 'Kim bir ayıp örterse, diri diri kuma gömülen kız çocuğunu kurtarmış gibi sevap alır." (Ebu Davud, Nesaî, Hakim.)
Gene buyurdular:
"Kim bir mü'min arkadaşının ayıbını görmez, onu gizlerse, şüphesiz Allah Teâlâ bu hareketi sebebiyle onu cennete koyar." (Taberanî).
Gene buyurdular:
"Kim arkadaşının ayıbını örterse, Allah da kıyâmet günü onun ayıbını örter. Kim ki müslüman kardeşinin ayıbını açığa vurursa Allah da onun ayıbını açığa vurur. Hatta evinde bile onu rezil eder" (İbn-i Mâce).
Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Ey dil ile iman edip kalblerine iman yerleşmeyenler! İnsanları gıybet etmeyin, gizli şeylerini araştırmayın. Çünkü bir müslümanın sır perdesini yırtıp gizli şeylerini açığa vuranın Allah Teâlâ sır perdesini yırtar, isterse kendi evinde olsun, kötülüklerini meydana çıkarır."
Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den:
Bir gün Rasûl-i Zîşan Efendimiz aramızda oturuyordu. Birden gördük ki gülüyor. Ta iki mübarek yan dişleri görününceye kadar.
Sahabe-i kiram tarafından soruldu:
Neden tebessüm buyurdunuz ya Rasûlallah? Buyurdu:
Benim ümmetimden iki adam huzur-ı ilahîde diz çökmüşler, O iki kişinin birisi diyor ki:
Ya rabbî, benim hakkımı zalim kardeşimden al.
(Kur'ân-ı Kerim'de, Sûre-i İbrahim'de:
"Yevm-i kıyâmette herkes hakkını ister. Velev en yakın akrabası dahi olsa bilet" buyurulur.
Allahü Teâlâ buyurur:
Ey zalim, mazlum din kardeşinin hakkını ver! Zalim der ki:
Ya rabbi, hasenatımdan hiçbir şey kalmamıştır. Mazlum:
Ya rabbi, o zalim benim günahımdan yüklensin!
Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz ağladı ve buyurdu ki:
"Muhakkak o gün öyle bir gündür ki o günde insanın kendi günahlarını diğer kimselere yüklemeğe şiddetle ihtiyacı vardır. Allah-ü Teâlâ, hakkını talep eden mü'mine buyurur:
Başını sema tarafına kaldır, cennetlere bak!
Hakkını isteyen mazlum, başını sema tarafına kaldırır. Hayret verici olan hayır ve nimetleri görür. Mazlum der ki:
Ya rabbi, şu kimin içindir?
Allah Teâlâ buyurur:
Semenini (bedelini) bana veren içindir.
Mazlum der ki:
Kim o semene malik olabilir? Allahü Teâlâ buyurur:
Sen malik olursun. Mazlum:
Ne ile ben malik olurum? Allahü Teâlâ ve tekaddes hazretleri:
Kardeşini affetmekle. Mazlum der ki:
Ya Rabbi, muhakkak ben onu, yani bana zulmedeni affettim. Allah Teâlâ buyurur:
Kardeşinin elini tut, cennete ithal et. Hulasa Cenâb-ı Hak, makbul bir amel ile hem zalime, hem de mazlûma ebedi nimetlerle mükafat buyurur.
(Hutbe-i Nebevi, 18.nci hadis)
Musa aleyhisselam:
Ya Rabb!,senin ind-i ulûhiyyetinde en aziz kulun kimdir? diye sual ettiğinde Allahü Teâlâ Hazretleri:
Kendilerine eza edenin cezasını vermeye kudreti olduğu halde affeyleyendir," buyurdu.
HAZRET-İ ALİ'NİN AFVEDİCİLİĞİ
Mahmud Sâmî kuddise sirruh Hazret-i Ali radıyallahu anh kitabında Hazret-i Ali'nin affediciliği, hoşgörürlüğü üzerine şunları zikreder:
Bir gün ashab-ı güzin rıdvanullahi aleyhim ecmaîn- Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'den Hazret-i Ali'yi çok sevmelerinin sebebini sordular. Server-i alem sallallahu aleyhi ve sellem:
Varın Ali'yi çağırın! buyurdular. Ashab-ı kiramdan birisi Hazret-i Ali'yi çağırmaya gitti.
Habib-i Ekrem, Hazret-i Ali gelmeden ashabına:
Ey ashabım, siz birisine iyilik etseniz, o da size karşılık olarak kötülük yaparsa ne yaparsınız? buyurdular.
Ashab-ı Kiram:
Yine iyilik ederiz, dediler. Rasûl-i Ekrem:
O kimse yine kötülük yaparsa ne ya parsınız? buyurdular.
Ashab-ı kiram:
Yine iyilik ederiz, dediler. Rasûl-i Ekrem:
Tekrar size kötülükte bulununca ne yaparsınız? buyurunca Ashab-ı kiram başlarını aşağı indirdiler, bir cevap veremediler. Hazret-i Ali radıyallahu anh geldi. Rasûl-i Ekrem Efendimiz Hazret-i Ali'ye:
Ya Ali, sen birisine iyilik etsen, o sana kötülük yapsa, sen ne yaparsın? buyurdular. Hazret-i Ali radıyallahu anh:
İyilik yaparım, dedi.
Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem aynı soruyu yedi kere tekrarladı. Hazret-i Ali hepsinde de:
Yine iyilik yaparım, diye cevap verdi. Sonra ilave ederek: "O kimseye ben iyilik yaptıkça o bana hep kötülükte bulunsa yine ben ona iyilik yaparım" dedi. Bunun üzerine ashab-ı kiram radıyallahu anhüm ecmain:
Ya Rasûlallah, Ali'yi çok sevmenizin sebebini anladık. Onun bu sevgiye layık olduğunu gördük, dediler ve Hazret-i Ali'ye dua ettiler.
GÜÇLÜ İKEN AFVETME
Ahmed er-Rifaî kuddise sirruh buyurur:
"Bir mürid veya velî için şart odur ki, onda insanların ayıplarını görecek bir göz olmaya."
Reslan ed-Dımışkî kuddise sirruh, en güzel huylardan üçünü şöyle sıralardı:
İntikam almaya gücü var iken affetmek, Zillet anında dahi mütevazı olmak, Verirken minnetsiz, karşılığını beklemeden vermek.
Hata ve kusuru affetmelidir. Büyükler buyurmuşlardır ki:
"Bir din kardeşin sana karşı bir kusur işlerse kendinde onun yetmiş çeşit özrünü ara. Nefsin kabul etmezse nefsine de ki: İşte senin kötü huyun ve herkese fena söyleyicilerin kardeşin senden yetmiş türlü özür diliyor da kabul etmiyorsun!"
Kusuru bir günah ise, ona güzellikle o işten vazgeçmesini söylemeli.
İbrahim Nahaî kuddise sirruh buyurur:
"Din kardeşinden bir günah yüzünden ayrılma. Bugün yaparsa yarın yapmaz."
Ebu'd-Derda radıyallahu anh'e:
"Din kardeşin günah işledi, onu düşman tutuyor musun? denildikte:
Ebu'd - Derda radıyallahu anh'e:
"Din kardeşin günah işledi,
onu düşman kabul ediyor musun?"
diye soruldu. O;
"Günahına düşmanım, ama o benim kardeşimdir" şeklinde cevap verdi.
"Günahına düşmanım ama o benim kardeşimdir" buyurmuştur.
Kardeşlik etmek suç değildir. Kardeşliği kesmek ise suçtur. Sana bir kusur edip de özür dilerse affetmen iyidir. Yalan söylediğini bilsen bile özrünü kabul eyle.
Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem buyurur:
"Bir kimseden kardeşi özür diler de özrünü kabul etmezse, onun günahı, müslümanların yolunu kesip onlardan haraç alanın günahı gibidir."
Beni İsrail'de iki kişi vardı. Birbirini çok severler, bir dağ başında ibadet ederlerdi. Bir tanesi bir şey satın almak için şehre indi. Gözü meyhanedeki bir kadına takıldı. Ona tutuldu ve ister istemez onunla kaldı. Birkaç gün geçince diğeri onu aramağa geldi ve başından geçenleri duydu. Yanına gitti. Diğeri utancından "Seni tanımıyorum" dedi. Yanına gelen: "Üzülme, sana karşı olan şefkatim bugün senden ayrılacak kadar az değildir" dedi ve eğildi onu öptü. Bu şefkati arkadaşından görünce gözünden düşmediğim anladı. Kalktı, tevbe etti ve onunla gitti.
MÜ'MİNİN SIRRINI İFŞA
Allahu Teâlâ'nın isimlerinden biri de el-Gafur'dür. Bağışlayıcı manasınadır. Allah Teâlâ Peygamberini gerek Kur'ân ve gerekse Tevrat'ta bununla vasfetmiştir. O'na affetmeyi emretmiştir:
"Habibim, sen güçlüğü değil, kolaylığı sağlayan yolu tut" buyurmuştur.
Bu âyet hakkında Cebrail aleyhisselama sorulduğunda o şu cevabı verdi:
Bunun anlamı:
"Sana zulmedeni affetmendir."
Hadis-i meşhurda beyan edildiğine göre Tevrat'ta ve Încil'de O'nun vasfı şöyle geçmektedir:
"O, kaba ve haşin değildir. Lakin o affedici ve müsamahakardır." (Şifa-i Şerif'den).
Hacı Bayram Velî kuddise sirruh buyurmuştur ki:
' 'Ayıp ve kusurlarını gördüğünüz arkadaşlarınızın, komşularınızın sırlarını ifşa etmeyiniz. Çünkü gördüğünüz bu sırlar size emanettir. Emanete hıyanet ise çirkin bir harekettir."
Rahiblerden biri Hişam bin Abdilmelik'in huzuruna çıkar:
Hişam, rahibe: "Zülkarneyn'in peygamber olup olmadığı hakkındaki görüşün nedir?" diye sorar.
Rahip: "O peygamber değildi. Fakat o dört hasletle mertebeye yükseldi dedi ve bunları şöylece anlattı:
"O, gücü yettiği halde affeder, yalan konuşmaz, verdiği sözde durur ve bugünden yarını düşünmezdi" dedi.
Diğer biri de: "Zulme uğradığı halde yumuşak davranıp da sonra gücü yettiği takdirde intikam alan kimseye halim denmez. Halîm, zulme uğradığı zaman sabredip intikam almağa gücü yettiği zaman da affederek bağışlayan kimseye denir" demiştir.
İbrahim Dussûkî kuddise sirruh dedi ki:
"Varını Hak yolunda harcamış velî kul...
İşte o, sahip olduğu heybet yönü ile bir sultana benzer...
Tevazu ediş şeklinde ise zelil bir kula benzer. Kalbindeki duygu da budur. Kendisine daha fazla kıymet vermez.
O bir sultan olmuştur. Buna sebep ise:
Onun iffetli oluşudur, nefsini üste çıkarmayışıdır.
Affeder, hoş görür... özünde ikram duygusu taşır. Kimseye minnet etmez. Yaptığı iyiliği başa kakmaz ve daha nice iyilikleri vardır.
Gene şöyle buyurdular:
"Herhangi bir velî kulunu Allahü Teâlâ imtihan yolu ile bir iptilaya düşürmüştür. Bundan muradı onu mânâ erleri derecesine erdirmekten başka bir şey değildir.
Şayet İptilaya düşen velî sabreder, tahammül eder, kızmaz, darılmaz, affeder ve kerem sahibi olursa... Allahü Teâlâ onu arzu ettiği derecelere yükseltir. Aksi halde olduğu yerde bırakır ve derece vermez, kovar..."
"Abdullah Tüsterî kuddise sirruh buyurmuşlardır ki:
"Güzel huylunun en aşağı hâli, başkalarının yükünü çekmek, kötülüğe kötülükle karşılık vermemek, yapılan kötülüğü affedip onu yapanı bağışlamaktır."